Emrulevvel

"…فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ" İlk Emir الأ مر ألأول Emrul Evvel

الحمدالله رب العالمين و الصلاةو السلام على اشرف الانبياء والمرسلين اما بعد

Hamd alemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam gönderilmiş bütün nebilere olsun. Bundan sonra;

Allah azze ve celle şöyle buyurmuştur: “İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allah’ı bir tevhid eden dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi.”(Ali İmran/67)

 Allah Teala İbrahim aleyhisselam’ı Yahudi ve hristiyanların yalan iddialarından tenzih etti ve onun Hanif olan Müslümanlık üzere olduğunu , asla müşrik olmadığını beyan etti. Müslim ise Allah’u Tealanın emrine zilletle boyun eğip teslim olan, O’na itaat eden demektir.”(Kurtubi)

 “De ki: Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise, hakka yönelmiş olarak İbrahim’in dinine uyunuz. O, müşriklerden değildi.”(Ali İmran/95)

Ey Muhammed de ki : Allah doğru buyurmuştur. Bunlar Tevratta haram kılınmış şeyler değildir. ‘’ O halde Hanif olarak İbrahimin dinine uyun’’ Bu buyrukla  onun dinine uyulması emredilmektedir. ‘’O, müşriklerden değildi’’ Bu da daha önce  de geçtiği gibi onların batıl iddialarını reddetmektedir.

“İbrahim, babası Âzer’e: Birtakım putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum, demişti.”(Enam/74)

Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır: İbrahim aleyhisselamı överek ve tazim ederk , Tevhide davet ve şirkten sakındırma  kıssasını hatırla:  ‘’Vaktiyle İbrahim babası Azer‘e: ’’Sen putları  kendine bir sürü ilah ediniyorsun öyle mi ?’’ Yani  fayda sağlamayan , zarar vermeyen , hiçbir  emir ve yetkiye  sahip  olmayan varlıklara mı tapınıyorsun ?’’ Gerçekten ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum ,demişti’’ Çünnkü sizler hiçbir şekilde ibadetle layık olmayan varlıklara tapınıyor , sizi yaratan size rızık veren işlerinizi çekip çeviren Allah azze ve celleye ibadeti terk ediyorsunuz.

‘’İşte böylece İbrahim’e’’ Tevhide ve ona davet etmeye muvaffak kıldığımızda ‘’ yakine varanlardan olsun diye göklerin ve yerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk’’ Ta ki basireti ile göklerin ve yerin melekutunun kapsadığı Tevhide dair  kat’i delilleri ve gözkamaştırıcı burhanları görsün ve bunun sonucunda kesin bilgiye ulaşanlardan olsun. İstenilen bütün hususlarda delillerin ortaya konulması ile kesin bir kanaat ve tam bir bilgi elde edilir.

“De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”(Ena’m/161))

 Allah azze ve cele Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem  yoluna hidayet” nimetini haber vermesini emrediyor. ”De ki:Şüphesiz Rabbim beni İbrahim’in dimdik ayakta duran batıldan uzak Tevhid dinine iletti.O, şirk koşanlardan değildi.”Ayette “Dinen” deki “Gayimen” in manası “var olan ve dimdik ayakta durandır.”

“Şüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yönelen bir ümmet(önder) idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi.(Nahl 120)

Şanı yüce ve mübarek olan Rabbimiz kulu,Rasulü ve halili, haniflerin imamı,enbiyanın babası,İbrahim’i övmekte ve onun müşriklerden,Yahudilik ve hristyanlıktan uzak olduğunu belirterek:”Gerçekten İbrahim,başlı başına bir ümmetti. Allah’a itaatkardı,hanifdi” buyurmaktadır.

 Başlı başına ümmet olması kendisine uyulan önder (imam) olmasıdır. Allah’a itaatkar(kaanit) ise,huşu sahibi ,itaatkar kişi demektir.Hanif de bilerek şirkten uzaklaşıp , tevhide yönelen kimseye denir.Bundan ötürü Allah Teala:”O müşriklerden olmamamıştır” buyurmaktadır.

“O’nun nimetlerine şükreden bir önderdi. Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.”(Nahl/121)

“O, nimetlerine şükredendi”Yani Allah’ın vermiş olduğu nimetleri şükür ile karşılayandı.Nitekim Allah Teala bir başka yerde:”Ahdine tastamam bağlı kalan İbrahim”(Necm-37) buyurmaktadır.Yani Allah Teala’nın kendisine vermiş olduğu bütün emirleri yerine getiren demektir.

“Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.”(Nahl/122)

“Biz ona dünyada bir güzellik verdik.”Bir müminin hoş ve güzel hayatını tamamlaması için gerek duyacağı dünyevi bütün hayırlarını ona bir arada vermiştik.”Şüphesiz ki o ahirette de mutlaka Salihlerdendir.”Mücahid yüce Allah’ın:”Biz ona dünyada bir güzellik verdik”buyruğunu,doğru konuşan bir dil diye açıklamıştır.

 “Sonra (ey Muhammed!) sana “Hakka/ Tevhide yölenliş olan ve müşriklereden olmayan İbrarim’in milletine/dinine tabi ol” diye vahyettik.”(Nahl/123)

“Sonra biz sana:Hanif olarak İbrahim’in dinine uy,diye vahyettik.”Yani onun mükemmelliği, büyüklüğü,Tevhidinin ve izlediği yolun doğruluğu sebebiyle ey rasullerin sonuncusu,nebilerin efendisi sallallahualeyhi vesellem  sana da:”Hanif olarak İbrahim’in dinine uy, o müşriklerdende olmadı, diye vahyettik.”

“Andolsun, daha önce d e İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.”(Enbiya/51)

 Allah Teala halili İbrahim aleyhisselam’a daha önceden, yani küçüklüğünden beri rüştünü, yani ona hakkı ve kavmine karşı kesin delili ortaya koyma ilhamını verdiğini haber vermektedir. Nitekim bir başka yerde de: “İşte bu kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz hüccetimizdir”(En’am/83) buyurmaktadır.

Burada maksat şudur: Şanı yüce Allah, İbrahim’e bundan önce rüşdünü (doğruyu bulma imkânını) vermiş olduğunu haber vermektedir. Yüce Allah’ın: “Biz onu biliyorduk” buyruğu o buna layıktı, demektir. Sonra şöyle buyurmaktadır:

O zaman babasına ve kavmine demişti ki: “İbadet edip durduğumuz bu heykeller de ne oluyor?.”(Enbiya/52)

“O zaman babasına ve kavmine demişti ki: İbadet edip durduğunuz bu heykeller de ne oluyor?” İşte küçük yaşta kendisine verilen doğru yolu bulma imkânı budur. Kavminin Allah’tan başka putlara ibadet etmelerine karşı gösterdiği bu tepkidir. Bunu ifade etmek üzere de: “İbadet edip durduğunuz bu heykeller de ne oluyor?” demişti. Yani ne diye bunlara ibadete devam edip duruyorsunuz?

“İbrahim, şöyle dedi: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar

veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?” (Enbiya 66)

“Yazıklar olsun, size de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza

almayacak mısınız?”(Enbiya/67)

“Onlara İbrahim’in haberini de oku. Hani o babasına ve kavmine: “Neye ibadet edersiniz?” demişti.

Onlar: “Birtakım putlara ibadet ederiz ve onlara ibadete devam eder gideriz” dediler.

Dedi ki: “Acaba bunlar dua ettiğinizde sizi işitirler mi?

“Yahut size fayda ve zarar verirler mi?”

Onlar: “Hayır ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk” dediler.

“Dedi ki: “Gördünüz mü şu sizin ve önceki atalarınızın ibadet ettiklerini?

“Onlar âlemlerin Rabbi müstesna- benim düşmanımdır.”(eş-Şuara/ 69-77)

Bu buyruklar ile  Allah Teala kulu, Rasulü, halili, haniflerin İmamı İbrahim eleyhisselam hakkında bize haber vermektedir. Allah Rasulü Muhammed’e aleyhisselam onun haberini ümmetine okumasını emretmektedir. Böylelikle ihlâs ve tevekkülde bir ve tek olarak ortak koşmaksızın Allah’a ibadet etmek¬te, şirkten ve müşriklerden uzaklaşmakta ona uysunlar. Çünkü yüce Allah İbrahim’e daha önceden yani küçük yaşından itibaren büyüyünceye kadar doğru yolu bulma imkânını vermişti. O yetişme ve gençlik döneminden itibaren kavminin aziz ve celil olan Allah ile birlikte putlara ibadet etmelerine karşı çıkmış, tepki göstermiş ve: “Babasına ve kavmine neye ibadet ediyorsunuz?” yani şu kendilerine ibadet edip durduğunuz, bu heykeller neyin nesidir, demişti.

“Onlar: Biz birtakım putlara ibadet ederiz ve onlara ibadete devam eder gideriz.” Yani onlara ibadet edip, dua etmeyi sürdürür, gideriz “dediler. Dedi ki: Acaba bunlar dua ettiğinizde sizi işitirler mi? Yahut size fayda ya da zarar verirler mi? Onlar: Hayır ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk, dediler.” Yani putlarının bu türden hiçbir şey yapamadıklarını itiraf ettiler. Ancak babalarının bu işi yaptıklarını gördükleri için kendileri de onların izlerinden gittiklerini söylediler.

Bu sefer İbrahim onlara: “Gördünüz mü şu sizin ve önceki atalarınızın ibadet ettiklerini? Onlar alemlerin Rabbi müstesna benim düşmanımdır, dedi.” Yani eğer bu putlar bir şey ise ve bu putların bir etkisi varsa haydi bu putlar bana bir kötülük yapsınlar, çünkü ben onlara düşmanım, onlara aldır¬mıyor ve onların bir şey yapabileceklerini düşünmüyorum.

Bu buyruklar Allah Teala’ın, Nuh aleyhisselam hakkında haber verdiği şu buyruklara benzemektedir: “Haydi, işinizi sağlam tutun, ortaklarınızı da çağırın sonra işiniz size hiçbir tasa vermesin sonra da mühlet vermeksizin bana hük¬münüzü uygulayın.” (Yunus, 71) Hud aleyhisselam da şöyle demişti: “Gerçekten ben Allah’ı şahit gösteriyorum, siz de şahit olun ki ben Allah’ı bırakıp ona ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım. Artık hepiniz bana tuzak kurun, bundan sonra bana bir mühlet de vermeyin. Şüphesiz ki ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenip dayandım. Hareket eden ne kadar canlı varsa hepsinin mutlak sahibi ve maliki odur. Benim Rabbim gerçekten dosdoğru bir yol üzeredir.” Hükmünde hiç bir zaman haksızlık yapmayan hakim odur. (Hud, 54-56)

İbrahim de bu şekilde onların ilahlarından uzak olduklarını ilan etmiş ve şöyle demişti: “Allah üzerinize hakkında bir delil ve belge indirmediği şeyi siz ona ortak koştuğunuz halde korkmuyorsunuz da ben sizin ortak koştukları-nızdan nasıl korkarım?” (En’am/81)

 Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “İbrahim aleyhisselam ve onunla beraber olanlarda sizin için gerçekten uyulacak güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine: Muhakkak bizler sizden ve Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylerden uzağız, Sizi inkâr ettik. Yalnızca Allah’a iman edinceye kadar bizimle sizin aranız da düşmanlık ve kin ebediyen baş göstermişti, demişlerdi.” (Mumtehine, 4) “Hani İbrahim babasına ve kavmine: Muhakkak ben sizin ibadet etmekti olduğunuz şeylerden uzağım, demişti. Ancak beni yaratan müstesna, gerçekten o beni hidayete kavuşturacaktır. Böylece onu -belki tekrar dönecekle diye- kendisinden sonra gelecekler arasında kalacak bir kelime kıldık.” (Zuhruf, 26-28) Bu kelimeden kasıt ise la ilahe illallah’tır.

“O günde malın da, evlandın da hiç faydası olmaz, Allah’a salim kalp ile gelmiş olanlar müstesna.”(eş-Şuara 88-89)

“O günde malın da, evladın da hiç faydası olmaz.” Yani kişiyi Allah’ın azabından malı yeryüzü dolusu altın fidye verecek olsa dahi- koruyamaz. “Evladın da” yeryüzündekilerin hepsini fidye verecek olsa dahi faydası olmaz. O gün ancak Allah’a iman, dini sadece ona halis kılmak, şirkten ve şirk ehlinden uzaklaşmak fayda verecektir.

Bundan dolayı Allah Teala: “Allah ‘a selim kalp ile gelmiş olanlar müstesna” Pisliklerden ve şirkten yana korunmuş kalp ile gelen müstesna. Muhammed b. Şîrîn dedi ki: Salim kalp, Allah’ın hak olduğunu, kıyametin herhangi bir şüphe sözkonusu olmaksızın mutlaka geleceğini ve Allah’ın kabirlerdekileri tekrar diriltileceğini bilmesidir.

İbn Abbas radiyallahu anh da: “Allah’a salim kalp ile gelmiş olanlar müstesna” Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirenler müstesna, diye açıklamıştır.”(İbn Kesir sahih sahih eser)

Mücahid, Hasan ve başkaları da “salim kalp” yani şirkten uzak kalp demektir. Said b. el-Müseyyeb salim kalp sağlıklı kalptir. O da müminin kalbidir. Çünkü münafığın kalbi hastadır, diye açıklamıştır. Zaten  Allah Teala da: “Kalplerinde hastalık vardır onların” buyurmaktadır.”(İbn Kesir sahih eser)

 Allah azze ve celle şoyle buyurmuştur: “Müjdeci ve sakındırıcı  olarak Rasuller gönderdik ki insanların Rasullerden sonra Allah a karşı mazeretleri kalmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir.”(Nisa 165)

İbn kesir rahimehullah der ki: Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak Rasuller gönderdik ki..Yani , Rasuller Allah Teala itaat eden ve rızasını kazanma peşinde olan kullarını nimetlerle müjdeler, emirlerine karşı gelen ve Rasulleri  yalanlayanları ise ceza ve  azaptan sakındırır ve uyarırlar.

Taki insanların Rasullerden sonra Allah a karşı mazeretleri kalmasın Allah izzet ve hikmet sahibidir.” Yani Allah Subhanehu ve Teala Müjde ve uyarılarla kitaplarını göndermiş ve Rasullerini göndermiş sevdiği ve razı olduğu şeylerle sevmediği ve razı olmadığı şeyleri açıklamıştır ki mazeret öne sürmek isteyen hiç kimsenin böyle bir şey yapabilecek durumu kalmasın.”

Tevhidin aslında cahalet mazeret değildir eğer mazeret olsaydı mekke müşrikleri mazeretli olurdu. “Allah im bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım bilmediklerim için de senden mağfiret dilerim. Allah azze ve celle’ye hamd Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e ve onlara güzelce tabii olanlara salat ve selam olsun.

A. Kadir GÖREN

Paylaşmak için tıklayın
error: Content is protected !!