Emrulevvel

"…فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ" İlk Emir الأ مر ألأول Emrul Evvel

الحمدالله رب العالمين و الصلاةو السلام على اشرف الانبياء والمرسلين اما بعد

Hamd alemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam gönderilmiş bütün nebilere olsun. Bundan sonra;

Allah Teala şöyle buyurmuştur; “Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Muhakak ben sizin tapıp ibadet etmekte olduğunuz şeylerden uzağım” demişti.”(Zuhruf /26)

“Ben ancak O, beni yaratana ibadet ederim. Şüphesiz O beni doğru yola iletecektir.”(Zuhruf 27)

“Muhakkak ki ben sizin ibadet etmekte olduğunuz şeylerden uzağım. ”Yani onlara buğz ediyorum, bunlara ibadet edenlerden uzaklaşıyorum ve onlara düşmanlık besliyorum ancak beni yaratan müstesna onu veli edinirim ve hakkı bilmeye hakkın gereğince amel etmeye beni ileteceğini umarım. İbâdet, bâtın! veya zâhir! söz ve amel türünde Allah’ın sevip râzı olduğu her şeyi kapsayan bir isimdir;

“İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir kelime/söz yaptı.”(Zuhruf/28)

وهي عبادة الله وحده لاشريك له وهي  لا اله لا الله

Böylece onu kendisinden sonra gelecekler arasında kalacak bir kelime kıldı. “Bu kelime söz ise bir ve tek şirk koşmasızın Allah Teala tapıp ibadet etmek, Onun dışına ona şirk koşunalan eş ve denk edilinenleri terk etemektir. Bu kelime La ilahe illallah’tır Yanı Allah tan başka ibadeti hak eden mabud yoktur. Yani ibrahim aleyhissellam bunu kendi soyundan gelecekler arasında İbrahim aleyhissellam soyundan Allah Tealanin kendilerine tevfik hidayeti verdiği kimselerin bu hususta uyacakleri ve tabi olup ikrar edecleri bir kelime olarak bıraktı.”

Belki tekrar” ona “dönerler diye. ” İkrime, Mücahid, Dahhak, Katade, Süddi ve başkaları Allah Teala’ın: “Onu kendisinden sonra gelecekler arasında kalacak bir kelime kıldı” buyruğu hakkında şöyle demişlerdir: Yani soyundan gelecekler arasında La ilahe illallah Allah’tan başka hak ilâh olmadığını söyleyecek kimseler hep bulunacaktır. Buna yakın bir açıklama  İbn Abbas radiyallahu anh a demiştir  Allah Teala’nın: “Kendisinden sonra gelecekler arasında” buyruğu sonra yaratılacaklar arasında demektir.

“İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir” demişlerdi. Yalnız İbrahim’in, babasına, “Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez” sözü başka. Onlar şöyle dediler:“Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.”(Mümtehine 4) 

Ey müminler topluluğu! “İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda” ona iman edenlerde “sizin için gerçekten uyulacak” uyulmaya elverişli ve size fayda sağlayacak “güzel bir örnek vardır.” Çünkü sizlere sağa sola sapmayan İbrahim’in dinine tabi olmak emri verilmiştir.

“Hani onlar kavimlerine: Muhakkak bizler sizden ve Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylerden uzağız… Demişlerdi.” Yani İbrahim ve beraberindeki müminler, müşrik kavimlerinden ve Allah’tan başka tapındıklarından uzak olduklarını bildirmişler, sonra da bu düşmanlıklarını gayet açık bir şekilde ifadelendirerek; “Sizi reddettik” demişlerdi.

“Yalnızca Allah’a iman edinceye kadar bizimle sizin aranızda düşmanlık ve kin ebediyen baş göstermiştir.” Kalplerde kin, açıkça ortaya çıkmış, kalplerdeki sevgi sona ermiştir, bedenen de düşmanlığımızı artık ortaya koyuyoruz. Bu düşmanlık ve kinin herhangi bir vakti ya da bir sınırı yoktur. Sizler küfrünüzü sürdürmeye devam ettiğiniz sürece ebediyen devam edecektir. Bu, siz, “yalnızca Allah’a iman edinceye kadar” sürecektir. Ne zaman ki bir ve tek olarak Allah’a iman ederseniz, işte o vakit size olan kin ve düşmanlığımız ortadan kalkar, sevgi ve dostluğa dönüşür.

İşte ey iman edenler! İbrahim’de ve İbrahim ile birlikte bulunanlarda, iman ve tevhidin gereklerini yerine getirmelerinde, bir ve tek olarak Allah’a ibadet etmeniz gereken bütün hususlarda uyulmaya değer güzel bir örnek vardır.

Bundan bir tanesi müstesnadır. O da şudur: “İbrahim’in” kendisini iman ve tevhide davet ettiği vakit, bunu kabul etmeyen, inatlaşan, şirk koşan, kâfir olan babası Âzer’e şunları söylemişti: “Muhakkak senin için mağfiret isteyeceğim.” Bununla birlikte ben “Allah’a karşı sana fayda sağlayamam, sözü müstesna.” Ama ben Rabbime dua edeceğim, olur ki Rabbime dua etmekten dolayı mahrum kalmam. İşte sizler, İbrahim’in müşrik birisine dua ettiği bu durumda ona uyamazsınız. Müşriklere dua edemezsiniz, biz bu konuda İbrahim’in dinine uyuyoruz, diyemezsiniz.

“Allah’a yönelen, O’na ortak koşmayan kimseler (olun). Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.”(Hac31)

“Yalnız Allah’a yönelenler olarak” dini yalnız ona halis kılanlar, hakka yönelmek maksadıyla batıldan uzaklaşanlar olarak demektir. Bundan dolayı da “ve ona şirk koşmaksızın” buyurmaktadır.

“Halbuki onlar O’nun dininde ihlas sahipleri ve hanifler olarak Allah’a ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekatı vermelerinden başkası ile emrolunmadılar. Dosdoğru din işte budur.”(Beyyine/5)

“Ve hanîfler olarak” tevhide muhalif sair bütün dinlerden uzaklaşıp yüz çevirenler olarak; “Allah’a ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekatı vermelerinden başkası ile emrolunmadılar.”

Namaz ve zekât ihlâsla Allah’a ibadetin kapsamı içerisinde olmakla biri de, özellikle faziletleri, şerefleri ve bu iki ibadeti yerine getiren dinin diğer şer’î hükümlerini de yerine getirmesine delil teşkil edici olmaları dolayısıyla ile ayrıca zikredilmişlerdir.

“Dosdoğru din işte budur.” Yani Allah’ın nimet dolu cennetlerine ulaştı dosdoğru din, tevhidi ve dinde ihlâslı olmaktır. Onun dışındaki yollar ise cehenneme ulaştırır.”

CEHİLİYE DÖNEMİNDE MEKKEDE PUTLARA TAPALARIN CAHALETİ  MAZERET DEĞİLDİR ZEYD B. AMR B. NUFEYL HADİSİ

Mekkede Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gelmeden önce İbrahim aleyhisselamın dini  üzerne olan tek kişidir, Allah Tealaya şirk koşmadan yaşamış tevhid üzerine vefat etmiştir.

Zey b. Amr Nufeyl hadisi’’ Bu Ömer b. El-hattap b. Nufeyl ‘in amcasının oğludur. Aşere-i mübeşşere ‘den birisi olan said b. Zeyd ‘in babasıdır. Tevhidi bulmak isteyip , putları bir kenara iten , şirkten uzak duran kimselerden idi. Fakat Nebi sallallahu aleyhi ve sellem‘e nübuvvet verilmeden önce vefat etmişti.

Abdullah b. Ömer radıyallâhu anh’dan rivayete göre “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Beldah denilen yerin alt taraflarında kendisine vahiy nazil olmadan önce Zeyd b. Amr b. Nufeyl ile karşılaştı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellemem’in önüne bir sofra serildi. Ondan yemek istemedi. Daha sonra Zeyd dedi ki: Ben sizlerin putlarınız üzere kestiklerinizden yemem. Ben ancak üzerine Allah’ın adı anılarak kesilenleri yerim.

Şüphesiz Zeyd b. Amr Kureyşlilerin kestiği hayvanları ayıplar ve şöyle derdi: Koyunu yaratan Allah’tır. Ona semadan su indirdi, yerden de ona ot bitirdi. Daha sonra sizler onu Allah’tan başkası adına kesiyorsunuz. Böylece onların yaptıklarını reddediyor ve (vebali) pek büyük bir iş yaptıkları kanaatinde olduğunu açığa vurmuş oluyordu.”(Buhari 3826 sahih)

 İbn Ömer radiyallahu anh a dan rivayete göre Zeyd b. Amr b. Nufeyl doğru dini soruşturmak ve ona tabi olmak üzere Şam’a çıkıp gitti. Yahudilerden bir alim ile karşılaştı. Ona dinlerine dair bir şeyler sordu ve, belki sizin dininize girebilirim, bana anlat, dedi. Yahudi alimi, Allah’ın gazabından payına düşeni almadığın sürece sen bizim dinimiz üzere olamazsın, dedi. Zeyd, ben ancak Allah’ın gazabından kaçmaya çalışıyorum. Ben ebediyyen, gücüm yettiği sürece Allah’ın gazabından hiçbir şey yüklenmek istemiyorum. Peki, sen bana başkasını gösterebilir misin, dedi.

Yahudi alimi, bildiğim kadarıyla bu ancak hanif (dini) olabilir, dedi. Zeyd, Hanif nedir, diye sordu. Yahudi, İbrahim’in dini, dedi. O Yahudi de değildi, Nasrani de değildi, Allah’tan başkasına ibadet de etmiyordu. Zeyd çıkıp gitti. Hristiyanlardan bir alime rastladı. Ona da benzeri şeyleri zikretti. Hristiyan alimi ona, Allah’ın lanetinden payına düşeni almadığın sürece bizim dinimiz üzere olamazsın, dedi. Zeyd, ben ise ancak Allah’ın lanetinden kaçıyorum. Gücüm yettiği sürece Allah’ın lanetinden de, onun gazabından da hiçbir şey yüklenmek istemiyorum. Sen bana başkasını gösterebilir misin, dedi.

Hristiyan alimi, bildiğim kadarıyla bu ancak haniflik olabilir, dedi. Zeyd, Hanif ne demek, diye sordu. Hristiyan, İbrahim’in dinidir, dedi. O Yahudi de değildi, hristiyan da değildi. Allah’tan başkasına da ibadet etmezdi.

Zeyd, onların ibrahim aleyhisselâm hakkında söylediklerini görünce yanlarından çıkıp ayrıldıktan sonra ellerini kaldırarak dua etti: Allah’ım, İbrahim’in dini üzere olduğuma seni şahit tutuyorum.”(Buhari/3827; sahih)

Ebû Bekir radıyallâhu anh’ın kızı Esma radıyallâhu anhâ, dedi ki: “Ben Zeyd b. Amr b. Nufeyl’i ayakta sırtını Ka’be’ye vermiş olarak şöyle derken gördüm: Ey Kureyş topluluğu! Allah’a yemin ederim, aranızda benim dışımda kimse İbrahim’in dini üzere değildir. O mev’ûdeyi (diri diri gömülmek istenen kızı) ölümden kurtarıyor, kızını öldürmek istediği takdirde adama onu öldürme, onun geçimini senin yerine ben karşılayacağım, diyordu. Sonra o kızı ondan alırdı. Büyüyünce babasına, arzu edersen onu sana geri verebilirim, dilersen onun ihtiyaçlarını senin yerine karşılamaya devam edebilirim, derdi.”(Buhari/3828; sahih)

Salim rivayet etmiş: Abdullah b. Ömer radiyallahu anh dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem den tahdis ederken dilemiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Zeyd b Amr b. Nufeyl ile Beldah denilen bir vadinin alt tarafında karşılaştı. Bu karşılaşma Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme vahiy gelmeden önce olmuştu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona içinde et bulunan bir sofra davet etti. Ancak Zeyd ondan yemeği kabul etmedi. Daha sonra şunları söyledi. Ben sizin ibadet için dikili taşlarınız üzerine kestiklerinizi yemem,ben ancak üzerine Allah’ın ismi anılandan yerim.”(Buhari 5499 sahih)

Nufeyl b. Hişam b. Said b. Zeyd b. Amr Nufeyl, Babasından o da dedesinden bildiriyor: Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Zeyd b. Harise Mekke de iken Zeyd b. Amr b. Nufeyl yanlarında geçti (ikisi yemek yiyordu ve) onu sofralarına davet ettiler. O: Yeğenim! Ben, dikili taşlar üzerine kesilmiş hayvan etlerinenden yemiyorum” dedi. O günden itibaren Nebi sallallahu aleyhi ve sellem dikili taşlar üzerine kesilmiş hayvan eti yediği gören olmadı. Allah’ın Rasulu! Babam gördüğün gibi ve hakkında sana gelen haberler üzere idi. Eğer sana yetişseydi sana iman eder ve sana tabi olurdu. Onun için bağışlama dile” dediğimde: “Evet onun için bağışlama diyeyeceğim. O kiyamet gününde tek başına bir ümmet olarak haşrolunacaktır.”(Ahmed Musned 24787 Haysemi 1618 hasen)

Esma binti Ebu Bekr der ki: Zeyd b. Amr b. Nufeyl‟i, sırtını Kabe‟ye dayanmış şöyle derken gördüm: “Bugün, aranızda, benden başka ibrahim‟in dini üzere olan yoktur.” İbn Nufeyl şöyle derdi: “AIlahım, İbrahim‟in ilahıdır, dinim de ibrahim‟in dinidir.” Esma der ki: Rasulullah sallsllahu aleyhi ve sellem ondan bahsetti ve: “Kıyamet günü benim ve. İsa‟nın arasında tek başına bir ümmet olarak haşrolunur” dedi.”(es-Sunenul Kubra, İmam Nesai 8131.)

Zeyd’in oğlu Saîd,  Ömer’ radiyallahu anh İle birlikte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına giderek, “Eğer babam size erişebilseydi iman ederdi, onun bağışlanmasını dileyebilir misiniz?” diye sormuş, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de, “Elbette onun için istiğfar ederim, o tek başına bir ümmet olarak haşredilecektir” cevabını vermiştir.” (Müsned, I, 189-190; İbn İshak, s. 99-100)

El-Bezzar ve Taberani’nin rivayet ettikleri bu hadiste Said b. Zeyd şunları söylemektedir:’’Zeyd b. Amr ile Varaka b. Nevfel hak dini aramak üzere çıktılar. Nihayet Şam’a geldiler.Varaka hristiyanlığı kabul etti, fakat Zeyd onu kabul etmedi. Musul’a gitti. Orada bir rahip ile karşılaştı, rahip ona hristiyanlığı teklif etti, yine kabul etmedi.” Bundan sonra da hadisi ona dair tercümede (başlıkta) yer alan İbn Ömer hadisine yakın bir şekilde zikretti. Bu rivayetinde şunlar da yer almaktadır: “Said b. Zeyd dedi ki: Ben ve Ömer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem e Zeyd’in durumu hakkında sordum da şöyle buyurdu: Allah ona mağfiret etsin, ona rahmetini ihsan etsin. Şüphesiz ki o İbrahim’in dini üzere ölmüştür.”(Fethul Bari)

‘’Şüphe yok ki biz seni hak ile müjdeleyici ve  uyarız,cı olarak gönderdik . Arasında bir uyarıcının gelip geçmediği hiçbir ümmet de yoktur.’’(Fatır 24 )

“Arasında bir uyarıcının gelip geçmediği hiçbir ümmet de yoktur.” Adem oğullarından olup, geçmişteki her bir ümmete Allah mutlaka uyarıcılar göndermiş (hidayetle aralarındaki) engelleri (ileri sürebilecekleri mazeretleri) ortadan kaldırmıştır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Sen ancak bir uyarıcısın. Esasen her bir topluluğun bir yol göstericisi olmuştur.” (Ra’d, 7); “Andolsun ki biz her ümmet arasında: Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının diye bir Rasul göndermişizdir. Allah içlerinden kimine hidayet verdi, kiminin aleyhine olmak üzere sapıklık hak oldu.” (Nahl, 36) 

Günümüzde bazı davetçilerin cahaleti mutlak manada mazaret görmeleri ilmi bir değeri yoktur bu ancak irca akidesidir, Naslardan anlaşılan ve tercih edilen bir görüş değildir.Çünkü Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in Risalet gelmeden önce bütün Mekkelilerin hepsinin şirk ve küfür üzere olduğuna  hadisler buna delildir. Tevhid konusunda cehalet mazeret olsaydı cehalet onlar içinde mazeret olurdu. Ama nasların gösterdiği Nübüvvet gelmeden önce tek kişinin yanı Amr b. Nufeyl İbrahim aleyhisselam’ın hanif, dini üzerine  olduğunu naslar gösteriyor. Mekke müşrilerine bir kitab inmediği halde cehaletleri mazeret sayılmamıştır. Bu asırda yaşayıp Tevhidi bozan ammeller işleyenlere ellerin hüccet olarak kur’an olduğu halde bu şirk fiileri işliyorlar, Tevhid eline de sapık diyorlar bunların cehaleri mazeret saymak kitab ve Hadiseri tekzip etmektir. Kabirlerin başında ölülerden yardım isteyen, hacetlerini isteme konusunda kabirlere yönelen, onlara adaklaran adayan, onların Allah ile arasında aracı olduğuna inanan müşriktir. Böyle bir kimsenin şirkinden şüphe edene hüccet ikame edilir ve durumları öğretilir hala şüphe ederse, o da onlar gibi müşriktir.” Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamd Olsun.” A.Kadir GÖREN

Paylaşmak için tıklayın
error: Content is protected !!