Emrulevvel

"…فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ" İlk Emir الأ مر ألأول Emrul Evvel

İlmi Araştırmalar ve Fetva Komisyonuna soruldu:

Soru: Davetçilerden bazı insanlar, tevhîdin bilinen üç kısmına ilâveten ‘hakimiyyet tevhîdi’ne özen göstermeye başladılar. Buna binâen, bu dördüncü kısım üç kısımdan birine girer mi girmez mi? Onu kendisine önem gösterilmesi gerektiğinden dolayı müstakil olarak dördüncü bir kısım yapmamız münkün müdür? Yine şöyle denilmektedir: Şeyh Muhammed b. Abdilvehhâb kendi zamanında ulûhiyyet tevhîdine özen ve önem gösterdi. Çünkü insanların bu açıdan kusurlu olduklarını görmüştü. İmâm Ahmed de kendi zamanında isim ve sıfat tevhîdine özen ve önem gösterdi. Çünkü o da, insanların bu yönden kusurlu olduklarını görüyordu. Şimdi ise insanlar ‘hakimiyye tevhîdi’nde kusurlu olmaya başladılar. Bundan dolayı ona özen gösterilmesi ve önem verilmesi gerekir.

Bu iddia doğru mudur?

Cevap: Tevhîdin kısımları üçtür. Rubûbiyye tevhîdi, ulûhiyye tevhîdi ve isim ve sıfat tevhîdi. Tevhîdin dördüncü bir kısmı yoktur. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek ulûhiyye tevhîdine dâhildir. Çünkü bu, Allah’a yöneltilecek ibâdet çeşitlerinden biridir. İbâdet çeşitlerinin de tümü, ulûhiyye tevhîdine dâhildir. ‘Hakimiyye’yi tevhîd çeşitlerinden müstakil bir kısım yapmak sonradan çıkarılmış muhdes bir iştir. Bildiğimiz kadarıyla da bunu imâmlardan hiçbiri söylememiştir. Ancak imâmlardan bazıları ayrıntılı açıklama yolu yerine mücmel olarak ifade etmeyi yeterli görerek tevhîdi ikiye taksîm etmişlerdir: Birincisi, marifet ve isbâtta tevhîddir. Bu, rubûbiyye tevhîdi ve isim ve sıfat tevhîdidir. İkincisi, talep ve kasıtta tevhîddir. Bu da ulûhiyye tevhîdidir. İmâmlardan bazıları da ayrıntılı açıklama yöntemini benimseyerek tevhîdi daha önce geçtiği gibi üçe taksîm etmişlerdir. Allah en iyi bilendir. Ulûhiyye tevhîdinin tümüne birden özen gösterip önem vermek ve işe şirkten nehiy ile başlamak vâciptir. Çünkü şirk günahların en büyüğüdür ve bütün amelleri boşa çıkarıp sâhibini ebedî cehennemlik yapar. Rasullerin tümü Allah’a ibâdet emri ve şirkten nehiy ile başladılar. Yüce Allah da bizlere davette ve diğer dînî hususların tümünde peygamberlerin yoluna ittibâ etmeyi ve onların menhecini/metod ve yöntemini izlemeyi emretmiştir. Tevhîdin üç türüne de özen gösterip önem vermek bütün zamanlarda vâciptir. Çünkü ne şirk sona ermiştir ne de isim ve sıfatların ta’tîli; ikisi de mevcuttur. Hatta bu iki sakıncalı duruma düşmek âhir zamanda daha da çoğalmış ve onlar hakkındaki tehlike daha da artmıştır. Bu iki sakıncalı durumun hakikati Müslümanların çoğuna gizli kalmıştır. Onlara davet edenler de bir hayli çok ve yaygındır. Şirkin vukuu soruda geçtiği üzere- Şeyh Muhammed b. Abdilvahhâb’ın zamanıyla sınırlı olmadığı gibi, isim ve sıfatlarda ta’tîl de İmâm Ahmed’in zamanıyla sınırlı değildir. Allah bu iki imâma da rahmet etsin. Tam aksine bu iki husustaki tehlike ve onlara düşmek bu günkü Müslüman toplumlarda daha da artmıştır. Bu iki hususa düşmekten nehy etmek ve onlar hakkında gerekli açıklamaları yapmak oldukça önemli bir ihtiyaç hâlini almıştır. Bununla birlikte bilinmelidir ki, Allah’ın emirlerine sarılmak, nehiylerini terk etmek ve şerîatıyla hükmetmek, evet, bunların da hepsi tevhîdi tam anlamıyla gerçekleştirmeye ve şirkten kurtulmaya dâhildir.

Tevfik Allah’tandır. Nebimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına salât ve selam olsun.

Üye: Bekr Ebû Zeyd

Üye: Sâlih el-Fevzân

Üye: Abdullah b. Ğudeyyân

Nâib: Abdulazîz Âlu’ş-Şeyh

Başkan: Abdulaziz b. Abdillah b. Baz

[Fetâvâ el-Lecnetu’d-Dâime 2/1/376-377]

Hakimyyet tevhidini ilk dillendiren Seyyid Kutub tur La ilahe illallah’ı hakimiyyet ile anlayıp tefsir etmiş büyük bir hata yapmıştır.

Seyyid kutup  لا اله الا الله nasıl anlamış.

Seyyid kutup der ki:  “Bu burada “La ilahe illallah Allah tan başka ilah yoktur sancağı ile kendi ana dilini çok iyi bilen onun bütün inceliklerine vakıf olan bir arabın anladığı manayı kast ediyoruz. Yanı hakimiyet sadece Allah’ın elindedir.

Zira arablar ilah kelimesinin ve La ilahe illallah cümlesinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardı uluhiyet kavramı ile kayıtsız şartsız hakimiyetin kast edildiğinin farkında  idiler.”

İşte bu görüş yanı la ilahe illallah hakimiyet ile tefsir etmek ilim ehlinin icma ise ile batıldır. İLÂH, lugat âlimlerinin ittifâkıyla İBÂDET edilen MA’BÛD demektir.

La ilahe illallah hakimiyet tevhidi ile tefsir etmek sorunlu eksik hatalı ve müslümanları harici akideye  sevk eden bir görüştür.

Seyyid Kutup, Selefî Sâlihin’in akidesine sahiptir diyen kimseye gelince o kimse Selef akidesinin kokusunu dâhi almamıştır. Çünkü onun Allah’ın isim ve sıfatları konusundaki akidesi, cehmî ve mu’tezilî bir akidedir.”

Paylaşmak için tıklayın

Bir yanıt yazın

error: Content is protected !!