Emrulevvel

"…فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ" İlk Emir الأ مر ألأول Emrul Evvel

Ömer Nasuhi Bilmen rahimehullah derki: İbn Arabi’nin sözleri tevil edilirse artık cihanda batıl hiçbir söz kalmamak ve hiçbir batıl akide bulunmamak icap eder.

Büyük Tefsir Tarihi, C. II, İstanbul: Bilmen Yayınevi, 1973, s. 507-510.)

Hafız İbn Hacer şöyle der; ‘Şeyhimiz Hafız Siracuddin Bulkuni’ye, İbn Arabî hakkında sordum o da duraksamaksızın hemen ‘O kâfirdir’ diye cevap verdi.

(Hafız Burhaneddin el-Bukai, Tenbihul gabi ila Tekfiri ibn Arabi)

İbn Teymiyye rahimehullah der ki; “İbn Arabi, Allah Teala’nın a’yan hakkında önceden bilgi sahibi değilken sonradan bilgi edindiğini iddia etmekte ve Kur’an-ı Kerim’deki “Ta ki bilelim.” (Muhammed/31) müteşabih ayetine uymakta, bunun hakikat anlamında kullanılmış bir ifade olduğu iddiasında bulunmaktadır. Bunu yaparken o, Kulun varlığı, Rabbin varlığının aynıdır. Önceden bilgisinin bulunmadığı bir şeyi daha sonraları bilen her kul, ilminin olmadığı şeyi sonra bilen Allah’tır şeklindeki bozuk temelinden hareket etmektedir.

Böylesi bir küfre ondan önce hiç bir kafir düşmemiştir. Çünkü Allah Teala’nın değerini yalanlayan bu adamın amacı, kul için yenilenen her bilginin Allah için de yeni bir bilginin kazanılması demek olduğunu ve her kulun sahip olduğu bilgiyi, kul o bilgiyi elde etmedikçe Allah’ın bilmediğini iddia etmek suretiyle Allah Teala’ın önceden bilmediği şeyleri daha sonra bildiğini söylemektir. Böylesi bir iftirayı ise ondan başkası yapmamıştır.

“Andolsun ki biz sizleri içinizden mücahitleri ve sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar imtihan edeceğiz.” (Muhammed/31)

“Andolsun ki biz sizleri içinizden mücahitleri ve sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve haberlerinizi açıklanıncaya kadar imtihan edeceğiz.” Emirlerle yasaklarla sizleri mutlaka deneyeceğiz.

Allah Teala’nın olanı ve olacağı önceden bildiğinde herhangi bir şüphe ve tereddüt yoktur. O halde maksat bunu vakıa olarak bilmektir. Bundan dolayı

يقول ابن عبا س رضي الله عنهما في مثل هذا الا لنعام اي لنرى

İbn Abbas radıyallahu anhuma bu gibi buyruklar hakkında: “Bilelim yani görelim diye açıklamalarda bulunur.” (Sahih Eser) (İbn Kesir)

İbn Arabi’nin küfür olan sözleri

Rab haktır, kul haktır

Keşke bilseydim, mükellef kim?

Eğer kuldur, desem, bu nefiydir

Rabdir desem, o zaman kim teklif eder?

Kaç kere şöyle demiştim:

Bir hayret bir hayretten sadır oldu

Keşke bilseydim, orada kim hayret etmez?

Ben mecburum; bana ait bir fiil yoktur

O halde ne yapıyorsam, zorla yapıyorum

Fiilimi O’na isnat eden

Fiillerinde muhtar değildir

Ben, ben desem, hayır, der

O, ben dese, yine durum değişmez

Ben ve O bir nokta üzerindeyiz

Sabittir, ama kararsız.” Fusus ul-Hikem

Hristiyanlar İsa aleyhisselami Allah Ta’ala nispet ettiler kafir ve müşriklerden oldular  Muhiddin İbn Arabi her şeyi Allah Teâlâ’ya nispet etmiştir.

Süfyan İbn Uyeyne rahimehullah der ki: Yaratma ile emretmek ayrı şeylerdir. Bunları bir ve aynı şey kabul eden kafir olur. Çünkü, yaratmaktan kasıt, yaratılanlardır. Emretmek ise, mahluk olmayan, O’nun kelamıdır ve bu da O’nun “Ol” demesidir. Çünkü: “O, birşeyi (yaratmak) diledi mi, O’nun emri sadece ona “Ol” demekten ibarettir, o da derhal oluverir.” (Yasin/82)

Abdullah İbn  Mübarek Mamer den oda Katade den: “Ve İsa Onun Meryem’e İlka ettiği kelimesidir.” Nisa  171 Katade dedi ki o yani kelimesi onun kavlidir ki: ol der olur.”( Buhari Halku ef’ali’l-ibad 28)

وَقَالَ ابْنُ الْمُبَارَكِ: عَنْ عُمَرَ، عَنْ قَتَادَةَ: {وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وروح منه} قَالَ: هُوَ قَوْلُهُ: {كُنْ} فَكَانَ.

İbn Hacer Askalani Demiştir ki: “Benimle İbn Arabi taraftarı arasında İbn Arabiyle ilgili olarak büyük bir tartışma ortaya çıktı. Ben nihayet onun kötü ifadelerini aktardım. Onunla ilgili olarak benimle tartışmaya giren kişiye bu kolay gelmedi ve beni Mısır sultanına bir başka konuda şikayet edeceğnı söyleyerek tehdit etti. Oysaki o söylediği şikayet konusu bizim tartşmamızla ilgili değildi.

Güya bununla beni zor duruma düşürmek istiyordu. Bunun üzerine bende kendisine dedim ki, bizim bu tartşmamızla ilgili olarak sultanı ne diye devreye sokmak istiyorsun. Gel, birlikte Allah’a dua edip yakaralım. Böylece bu türden Allah’a yakaran iki kişiden biri mutlaka yalancıdır, aksi takdirde kim yanlış ise, ona Allah teala gerekeni versin. Devamla diyor ki, şöyle, de ki: Bismillah Allah’ın adıyla.  Ben de ona dedim ki, şöyle şöyle, de ki: 

Allah’ım eğer İbn Arabi sapıklık üzere ise lanetinle bana bana lanet et, bana ceza ver. ” kendisiyle tartışma yaptığım kişi de bunu söyledi.  Ben kendim de söyledim de şöyle dedim: “Allah’ım eğer İbn Arabi hidayet üzereyse bana lanetinle lanet et, bana ceza ver.”  Diyor ki nihayet oradan ayrıldık. Daha sonra Mısırın gezinti yerlerinin birinde bir araya geldik, dolunayı bir gecede idi  O şahıs bize dedi ki: ayağımından aşağı yumuşak bir şey hareket ediyor. Bakın hele. Bizde baktık fakat bir şey göremedik, göremediğimizi de kendisine söyledik. “Devamla diyor ki daha sonra bu kişi gözlerini kaybetti.” Vahdeti vücud risalesi Ali  El-Karı

“İbn Teymiyye rahimullah şafii alimlerinden olan  Ebu Muhammed İbn Abdisselam rahimehullah dan şöyle nakleder ‘’İbn Arabi kötülüklerin şeyhidir; meymenetsiz bir yalancıdır , alemin ezeli olduğu fikrini savunur, zinayı haram saymaz ‘’Bütün bunlar doğru ama İbn Arabi’nin sayıp döktüğü küfrün yine bir parçasıdır ancak İbn Arabi’nin sözleri İbn Abdisselam için henüz tümden açığa  kavuşmuş değildi.” Məcmuul-Fətava

“ Sofiler yalancı bir topluluktur alimlerin söylemediği sözleri alimlere isnad ederler ve onlara iftira ederler. İbn Teymiyye rahimullah dünya ezelidir diye bir görüşü yoktur aksine dünya ezelidir diyenleri tekfir etmiştir.”

İbn EBİ’L İzz el-Hanefi.doğumu(792 derki:    İbn Arabî ve Benzerlerinin Küfrü

Verdiği misalde kendisini altın kerpice, Allah Rasûlünü de gümüş kerpice benzeten ve böylelikle kendisini rasûlden daha üstün ve faziletli gösteren kimseden daha kâfir kim olabilir? Bu, onların kuruntularıdır: “Şüphesiz onların göğüslerinde asla kendisine ulaşamayacakları kibirden başka bir şey yoktur.”(el-Mu’min, 56)

Bu sözleri söyleyen bir kimsenin küfrü nasıl açıkça görülmez ki? Onun bu kabilden başka sözleri de vardır. Bu sözler arasında küfrün açıkça görülebildiği sözleri de vardır, küfrün gizli saklı bulunduğu sözleri de vardır. Bundan dolayı böyle birinin sözlerinin sahteliğinin ortaya çıkması için iyi bir sarrafa ihtiyacı yoktur. Bu gibi sahtelikler, herkes tarafından açıkça görülebilir. Bazı ifadeler ise ancak çok becerikli ve maharetli sarraflar tarafından anlaşılabilir. Ancak İbn Arabî ve benzerlerinin küfrü; “Allah’ın peygamberlerine verilen gibi bize de verilmedikçe asla iman etmeyeceğiz.”(el-En’âm, 124) diyenlerin küfürlerinden daha ileri derecededir.

Fakat İbn Arabî ve benzerleri; münafık, zındık, vahdet-i vücutçu ve cehennemin en alt basamaklarındadırlar. Münafıklara ise -müslüman olduklarını açığa vurduklarından- müslüman muamelesi yapılır. Nitekim Nebisallallahu aleyhi ve sellem hayattayken münafıklar da böylece müslüman olduklarını -küfrü içlerinde gizledikleri halde- açığa vuruyorlardı, o da onlara zahir olan durumları dolayısıyla müslüman muamelesinde bulunurdu. Şayet onlardan herhangi bir kimse, içinde sakladığı küfrü açığa vuracak olursa ona da mürted hükmü uygulanır. Ancak tevbesinin kabulü hususunda görüş ayrılığı vardır, doğru görüş tevbesinin kabul olunmayacağıdır. Ebû Hanîfe rahimullahanh’tan, Mualla’nın rivayeti de budur. Allah’tan yardımını talep ederiz.”(Tahavi Şerhi)

 Zındık Muhyiddin ibni arabi derki:   “Veli, ilmi, meleğin Nebiye vahyi getirdiği kaynaktan alır.” (Fususu’l-Hikem 1/62)

“Söylediğim her şeyi, bana Tanrı haber verdi, O , bana imlâ ediyor ve ben bunları kendi elimle yazıyordum, Benim lisânım, Hakk’ın lisanıdır, sözüm O’nun sözüdür.”(Muhyiddin-i İbn Arabî)

Allâh bana hamd eder, ben de O’na hamd ederim, O bana ibadet eder, ben de O’na ibadet ederim. Bir halde ben O’nu ikrâr eder ve eşyâdaki çokluk ve değişikliği görünce inkâr ederim. Bizden nasıl vazgeçebilir? Ben O’na müsaade eder ve O’nu zuhur alanına çıkarırım.”( Fususu’l-Hikem, 83.)

“Sen kulsun ve sen ilâhsın; kulluğun kimin kulu olduğunu bildiğin içindir. Sen ilâhsın ve kulsun; çünkü sözleşmenle kendini ilâha bağladın. Şahsın taşıdığı her akîdeyi o akâdeden başka inancı olanlar çözebilir.”(Fususu’l-Hikem: s.101)

“Vakit olur ki kul Rabb olur şüphesiz, vakit olur ki kul kul olur şüphesiz.”(Fususu’l-Hikem, 90.)

“Bizler Allah’ın zahiri suretleriyiz, O’nun tecellisiyiz. Alem ve kevn aslında bir hayal olduğu için biz O’yuz.”( Fususu’l-Hikem, 159. )

“Halık ile mahluk bir tek şeydir.”( Fususu’l-Hikem, 78)

“Küfür ve isyan ehli cehenneme girseler de, orada kendileri için bir zevk ve lezzet vardır. O da onlar için bir cennettir.”(Fususu’l-Hikem s.94)

“Ey nefsinde varlıkları yaratan!  Sen halk yanı yaratığın şeylerin hepsisin.”( Fususu’l-Hikem s 93)

“Allah beni över, ben de onu. O bana ibadet eder ben ben ona ibadet ederim. ”( Fususu’l-Hikem s 83)

“Şimdi sana sır açıklandı iş de meydana çıktı. Muhakkak ki tek denilen zat çiftin içine girdi. ”( Fususu’l-Hikem s 170)

“Firavun eğer Hakk’ın kendisi değilse Hakk’ın sureti Firavun’undur. “Hakk’ın kendisi ise sureti de Firavun’undur.” (Fusûsül Hikem, 1/210-211.)

“İster Hakk ol, ister Halk ol, Allah ile Rahman olursun…” (Fusûsül Hikem.s.83,93,95,104,190)

“Biz, bütün söylediklerimizde ancak Allah’ın bize ilka ettiği şeye dayanırız.”(El Futûhât El-Mekkiyye.S.19)

İbn Arabinin küfür, Şirk ve ilhad sözleri bunularla sınırlı değildir kitablarında yüzlerce küfür ve şirk olan sözleri vardır. İbn Arabiyi savunanların ise islam aslı ne oluğu bilmeyen cahillerdirler ve bunları tevhid davet etmek ezlemdir. Bunların Küfür ve şirklerinden Allah Teala sığınırız.”

Paylaşmak için tıklayın

Bir yanıt yazın

error: Content is protected !!