1. Yeni hicrî yılını kutlama hususunda en az diyebileceğimiz şey bunda bir selefimiz yoktur. (yani geçmiş ulemadan kimse bunu yapmadı)
Kutlamaya cevap vermek ise caizdir. Bunda her hangi bir sakınca yoktur. ( AbdulAziz b. Bâz, Muhammed b. Sâlih el-Useymin) Abdurrahman b. Nâsır es-Sa’dî (rahimehullah) ise bunun ibadet kabilinden değil, adet yönünden olduğunu, aslında da çözüm olduğunu ve bunun geniş bir mesele olduğunu görüyor.
2. Muharrem ayının ilk gününü oruca veya özel bir ibadet için ayırmak caiz değildir. (İbnu’l Useymin)
3. Yıl sonu münasabetiyle bağışlanma dilemek, müsamaha istemek ve özür dilemek bid’âttır. (el-Fevzân)
4. “Ramazandan sonra en faziletli oruç Allah’ın ayı olan muharrem ayının orucudur.” (Müslim – Ebî Avâne hadisinden tahriç etti)
5. Abdurrahman b. İshak’ın Nu’mân b. Sa’d’tan oda Ali’den (radiyallahu anhu) çıkardığı hadisinde
Adamın biri Ali’ye (radiyallahu anhu) şöyle sordu: Ramazan ayının orucundan sonra hangi ayın orucunu tutmamı emredersin? dedi
Bunun üzerine ona dedi ki: Bunun hakkında sadece bir adamın ben otururken Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) sorduğunu gördüm. Ey Allah’ın Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan ayının orucundan sonra hangi ayın orucunu tutmamı emredersin? dedi
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ona şöyle dedi: “Eğer Ramazan ayından sonra oruç tutarsan, Muharrem ayının orucunu tut!
Çünkü Muharrem Allah’ın ayıdır. Allah onda bir kavmin tevbesini kabul etti (bağışladı) ve onda başka bir kavmi daha bağışlayacaktır.” (Zayıf)
6.Hadis: “Kim âşurâ günü ailesine bollaştırırsa, Allah’ta senesinin geri kalanında ona bollaştırır.” (Uydurma)
7. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Medîne’ye geldiği zaman, yahudilerin muharrem ayından âşurâ gününü oruçla geçirdiklerini gördü. Bunun üzerine Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Ben Musa’ya (aleyhisselam) sizden daha çok Hakk sahibiyim deyip, Aşure günün orucunu tuttu ve tutulmasını emretti.”
8. Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) Âşurâ gününün orucunu tuttu ve tutulmasını da emretti. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e âşurâ gününün orucunun fazileti hakkında soruldu? O’da şöyle dedi: “Allah’tan geçen senenin günahlarına kefaret olmasını umuyorum.” (Muttefakun aleyh)
9. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ondan önce veya sonra bir gün tutarak yahudilere muhalefet edin.”
Hadisi İmam Ahmed tahriç etti. Yahudilere muhalefet ise 9. Günü tutarak olur. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in buyurduğu gibi: “Eğer gelecek seneye hayatta kalırsam dokuzuncu günü tutarım.”
10. Âşurâ orucunu tutmak dört çeşittir:
* Ya sadece 10. günü tutar.
* Veya 9. gün İle beraber tutar.
* Veya 11. gün ile beraber tutar.
* Yada Üçünü (9, 10, 11) tutar.
11. Hadis: “Vahşi hayvanlar âşurâ gününün orucunu tutardı.” (Uydurma)
12. Hadis: “Âşurâ gününün orucunu tutana, Allah atmış senenin ibadetini yazar.” (Uydurma)
13. Hadis: “Muharrem ayından dokuz gün oruç tutana, Allah havada genişliği ve uzunluğu birer mil kubbe inşa eder.” (Uydurma)
14. Hadis: “Şüphesiz âşurâ gününde Adem’in (aleyhisselam) tevbesi, Nuh’un (aleyhisselam) gemisinin cûdî dağına istivası, Yusuf’un (aleyhisselam) Yakub’a (aleyhisselam) virdi ve İbrahim’in de (aleyhisselam) ateşten kurtuluşu vardır.” (Uydurma)
15. Allah’ın muharrem ayı hicrî senesinin ilk kameri ayıdır. Araplar onda savaşı haram kıldıkları için muharrem olarak isimlendirdi. Denilir ki: Çünkü araplar kendi aralarında büyük bir savaş yaptı, sonra bu ayda savaşmayı haram kıldılar. Böylelikle bu isimle isimlendirdi.
16. Muharrem ayının Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) hicreti ile alakası yoktur. Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hicreti rabi’ul evvelde idi. Hicrî yılının tarihini tutup yazan ise Ömer ibnu’l Hattap’tır. (radiyallahu anhu)
17. Hicrî yılının başını, onda müşriklere ve hristiyanlara olan benzerlikten ötürü, kutlayarak karşılamak meşru değildir.
18. Harem ayların en faziletlisi muharrem ayıdır. Ramazan ayından sonra muharrem ayından daha büyük ay yoktur. Buna şu hadis delildir
“Ramazandan sonra oruçların en faziletlisi Allah’ın ayı muharremde tutulan oruçtur.”
19. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Muharremi Allah’ın ayı olarak isimlendirdi. Allah’a izafe edilmesi onun şerefine ve faziletine delildir. Çünkü Allahu Teala’ya havastan başka bişey izafe edilmez. (İbnu Receb)
20. Âşurâ gününde büyük bir olay ve açık bir galibiyet oldu. Allah o günde hakkı batılın üzerine çıkardı. Musa (aleyhisselam) ve kavmini kurtarıp firavunu ve kavmini boğdu. O büyük fazileti ve eski menzili olan bir gündür.”
21. Şeytan Hüseyin’in (radiyallahu anh) öldürülmesine ve insanlara iki bid’ât çıkarılmasına sebeb oldu. Biricisi: İnsalara hüzün, âşurâ gününde feryad, figan, kendini dövme, bağırma, ağlama, susuz kalma, ağıt yakma ve buna sebep olan şeyler. Kimisi selefe sövüp onlara lanet etti. Günahı olmayanları bu günahlara dahil edenler oldu. Hatta geçmişte önden gidenlere söver.
22. İkinci bid’ât ise, Sevinç ve neşe bid’âtıdır. Bunu Ali (radiyallahu anhu) ve evlatlarından nefret eden nâsıbiyyeden bir topluluk ihdas etti. Haccâc bin Yusuf es-Sekafî gibi (İbnu Teymiyye) mevsimlerden bir mevsimi veya bayramlardan bir bayram yaptılar. Bunuda sürme sürüp, kına yakarak karşıladılar. Nâsıbî bir bid’âttir.
23. Rafıziler bu ayda aklın tasavvur edemeyeceği bir şekilde, (ehli sünnete) muhalefeten şirki ayinler girişiminde bulunarak Allah’a isyan ediyorlar.
Ehli sünnet ise Allah’a itaat, oruç, ibadetler ve tevhid ile yakınlaşır.
24. Âşurâ hakkında oruçtan başka sahih birşey gelmedi. Bunun dışında yapılan yemekten, matem ile israfta genişlik rafızî bir bid’âttir.
25. Hüseyin’in (radiyallahu anhu) ölümü, ehli sünnete rafızilerden daha büyük bir musibettir. Buna rağmen ehli sünneti onun ölümünden sorumlu tutuyorlar. Ehli sünnet değil de onlar gerçek katili olmalarına rağmen onun intikamını ehli sünnetten alarak onlara veyller, belalar ve tasfiyelerde bulunuyorlar.
26. Hüseyin’i ve ehli beyti sevmek dindir. Ona buğz etmek açık bir nifâktır. Bizim ona sevgimiz ona ittiba etmek iledir. Kendimizi tokatlamak ve bid’ât çıkarmakla değildir. Ehli beytten hiç kimse rafizilerin kendilerini tokatlamalarından ve kendilerine bıçaklar saplamalarından razı olmaz.
27. Dokuzuncu, onuncu ve on birinci günü (birden) tutmak ile alakalı sünnetin kemal cihetinde sahih bir hadis yoktur. Onun (âşurâ) öncesinde ve sonrasında tutulan oruca işaret eden her hadis zayıftır. Kemâl ise dokuzuncu ve onuncu günün orucunu tutmak (yahudilere) muhalefet etmek içindir.
28. İlim ehlinin cumhuruna göre âşurâ gününün orucu sayılan gün muharrem ayının onuncu günüdür. O tesmiye ve iştikakın muktezasıdır. İbni Abbas’ın âşurâ’dan maksadın dokuzuncu gündür dediği gibi değildir. Dokuzuncu günün orucu muhalefet içindir. Kastedilen o değildir.
29. Çocukları bu günün orucuna teşvik etmek gerekir. Er-Rubeyyi’ bintu Mu’avviz hadisinde geldiği gibi o şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ensar köylerine kuşluk vaktinde aşura yemeği göndererek şöyle dedi: “Her kim iftar ederek sabahladı ise gününün geri kalan zamanında imsak etsin! Her kim de oruçlu olarak sabaha ulaştı ise, orucunu tamamlasın.”
er-Rubeyyi’ dedi ki: Biz bundan sonra ‘âşûrâ orucunu tutardık, çocuklarımıza da tuttururduk. Oruçlu çocuklarımıza boyalı yünden oyuncak düzerdik de bunlardan biri yemek üzerine ağladığı zaman, iftar vakti oluncaya kadar ona bu oyuncağı verirdik.” (Buhari)
30. Âşûrâ veya Âşûrââ bir senenin günahlarına kefarettir. Arefe günü ise iki senenin günahlarına kefarettir. İkincinin fazileti Muhammed’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) Musa’ya (aleyhisselam) olan faziletidir. Âşurâ musevî öğreti, arefe ise Muhammedî öğretidir. Allah’ın salat ve selamı onların üzerine olsun.
31. Âşurâ günü, hakkın bâtıla karşı zafer kazandığı gündür. Musa (aleyhisselam) ve beraberindekilerin tuğyana, küfre ve şeytanlara “firavuna ve ordusuna” karşı zafer kazandığı gündür. Bu manayı hidayet ile hevaya zafer kazanmak için kullanalım.
32. Âşurâ günü ehli sünnete öğretici, râfızilere matem, yahudilere ise günah günüdür. Yahudiler bu günde raks ederler. Rafıziler ağlar ve kendilerini tokatlarlar. Ehli sünnet ise oruç tutup Allah’ı birlerler.
33. “Biz Musa’ya (aleyhisselam) sizden daha çok hakk sahibiyiz.”
Hakkın delili iddia ve nispetten ibaret değildir. Bilakis ittiba etmekledir. İhtiyar eden Hakkı seçendir. Allah’ta onu hakk için seçti. İşte o Musa’ya (aleyhisselam) daha çok hakk sahibidir.
34. Yahudilerin bu orucu tuttuklarını bildikten sonra Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara muhalefeti “İnşaAllah gelecek sene geldiğinde dokuzuncu günüde tutarız.” (Yani Âşura ile beraber) Yahudilere ibadetlerinde açık muhalefet ilanıdır. Bu ümmet sologanlar ve protestolarla yükselmez ve yahudilere karşı galibiyet almaz. Bilakis ancak yahudilere, bütün hallerinde ve hayat işlerinde muhalefet etmeyi öğrenerek zafer elde eder.
35. Bu ümmetin ömrü kısadır. Bu kısa ömürde taksirat etmek yaraşmaz. Hayır fırsatlarını bu ümmetin ömrü için zorlayın! Hayrı ganimet edinmeleri ve ömürleri amelleri ile uzaması için zorlayın! O halde gevşeklik göstermeden dakikaları, saniyleri, günleri ve geceleri değerlendirin. (Kaynak: Kuvvetun ve Necâh)
36. Bid’âtlerden biride âşurâ gecesi hasedi, şerli aşağılık ruhları, sihri ve fitneleri defetmek için evlerde yakılan tütsüdür. Risalet sahibinin yolundan uzak sapık bir bid’âttir.
37. Âşurâ namazının aslı yoktur. Bu namaz öğle ve ikindi arasında dört rekat olarak kılınır. Onun her rekatında bir kere Fâtiha, on kere Ayetu’l Kürsi, on bir kere ihlas suresi, beş kere muavvezeteyni ve selam verdikten sonra ise yetmiş kere istiğfar yapılır. (Uydurma Hadis)
38. Serpme bid’âtı Aşura gününde kadınlar evlerden bir evde toplanır. Sonra bir büyük kemiyyette su getirilir. Sonra da her kadın bir diğerinin üzerine serper. Bunu hazırda bulunan bütün kadınlar birbirine yapar. Bununla sevinç ve neşe izhar ederler. Bununla beraber bağrışma, şarkı söyleme başlar.
Şeyhimiz el-Useymin dedi ki: Bu amel aslen caiz değildir. Bugün de oruç tutmaktan başka birşey sabit olmadı.
39. Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) “Biz sizden Musa’ya (aleyhisselam) daha çok hakk sahibiyiz.” buyurdu
Bizde râfızilere diyoruz ki: Biz Hüseyin’e sizden daha çok hakk sahibiyiz. Biz onu örnek alıyor, seviyor, ona yardım ediyor ve yoluna tabi oluyoruz. Ona olan hüznümüz Musa’nın (aleyhisselam) ve onunla beraber olan mümin kavminin, tuğyandan kurtulmasına sevinmemize mâni değildir.
40. Âşurâ bi’datlerine savaş açmak vâciptir. Ümmette zapt ve rapt etmek dışında hayır yoktur. “İyiliği emreder kötülükten meneder ve Allah’a iman edersiniz .” (Âlî İmran/ 110)
Hazırlayan: Ebu Bekr bin Ömer el-Kurdî (hafizahullah)
Allah ona rahmeti ve Lütfu ile muamele etsin.
Tercüme: Mahmut Yıldırım

Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.