Hamd alemlerin Rabbi Allah’a,salat ve selam gönderilmiş bütün nebilere olsun.Bundan sonra;
“Allah hakkında onun çağrısı kabul edildikten sonra tartışanların delilleri Rableri nezdinde batıldır. Onların üzerinde bir gazap ve onlar için çok çetin bir azap da vardır.” (Şura/16)
“Allah hak ile kitabı ve mizanı indirendir. Ne bilirsin, saat belki de yakındır.” (Şura/17)
“Ona iman etmeyenler onun çabucak gelmesini isterler. Ona iman edenler ise ondan yana korku içindedirler ve onun hiç şüphesiz hak olduğunu bilirler. Bilin ki o saat hakkında tartışanlar, elbette uzak bir sapıklık içindedirler.” (Şura/18)
Bu ayetlerin nuzul sebebi, Mekke müşriklerinin Kıyamet’in kopacağını inkar etmeleridir. Bu konuda Mekkeli müşrikler, müminlerle alay etmekte ve ’Haydi bakalım Kıyamet’in saati gelsin de görelim” demekteydiler. İşte bu söz ve tavırlar, ayetlerin nuzül sebebiyledir. Şimdi size önemli konuyu arz etmeye çalışacağım. Hadis inkarcıları, Kıyamet’in küçük veya büyük alametlerini ispat eden insanları, yukarıdaki ayeti delil getirerek eleştirmektedirler ve hatta sapıklıkla suçlamaktadırlar. Halbuki bu miskinler ayetin siyak ve sibağına bakmadan, Allah Azze ve Celle’nin muradını anlamadan, Ehl-i Sünnet’in bir müfessirine başvurmadan, kendi Oryantalist yaklaşımcı akıllarıyla hareket etmektedirler. Bu öyle bir cehalet ki, Bu kişiler Allah Azze ve Celle’nin kitabından fersah fersah uzaktırlar. Kur’an tercümeleriyle hareket edenler, bazı ayetleri bazı ayetlerle çürütmeye çalışmaktadırlar. Bu yaklaşımın içinde olanlar küfre düşme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Hatta bunlardan bazıları akidevi olarak da küfürdedirler.
Allah Azze ve Celle kendisine iman edenleri, yolundan alıkoyan kimseleri tehdit ederek şöyle buyurmaktadır: “Allah hakkında onun çağrısı kabul edildikten sonra tartışanların delilleri” yani Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısını kabul eden müminleri izledikleri hidayet yolundan alıkoyup, engellemek maksadıyla onlarla tartışanların delilleri “Rableri” Allah nezdinde batıldır. Onların üzerinde” ondan “bir gazap ve onlar için” Kıyamet Günü’nde “çok çetin bir azap da vardır.”
İbn Abbas ve Mücahid dedi ki: Müşrikler, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısını kabul ettikten sonra iman edenlerle onları hidayetten alıkoymak amacıyla tartıştılar ve tekrar cahiliyyenin geri dönmesi ümidine kapıldılar.
Katade de şöyle açıklamıştır: Bunlar Yahudilerle Hristiyanlardır. Müslümanlara: “Dinimiz sizin dininizden hayırlıdır, nebimiz sizin nebinizden öncedir. Biz sizden daha hayırlıyız ve sizden Allah’a daha çok yakınız’’ dediler. Ancak bu söyledikleri bir yalandır.
“Ona iman etmeyenler” Kıyamet’in gelmeyeceğini zannederek alay etmek üzere yahut da zayıf kabul ettikleri kimselere gerçekleşmeyeceği izlenimini vermek maksadı ile onun çabucak gelmesini isterler. Ona iman edenler ise, ondan yana korku içindedirler.” İtaat yolunda gayretlerini ortaya koymakla birlikte, yaptıkları iyi işleri küçük gördüklerinden ötürü, korkarlar ve endişe duyarlar. Nitekim Allah Azze ve Celle: “Verdiklerini verirlerken rabblerinin huzuruna dönecekler diye kalpleri ürperenler…” (Mu’minun/23) buyruğu ile benzeri bir durumu dile getirmektedir.
“Ona iman etmeyenler” inat olsun, yalanlamak maksadı ile ve rablerini âciz bırakacaklarını zannederek “onun alelacele gelmesini isterler. İman edenler ise ondan yana korku içindedirler.” Ona iman ettiklerinden ve o Kıyamet’in kapsadığı amellerin karşılıklarının verileceğini bildiklerinden, ondan korkarlar.
“Ve onun” kendisinde şüphe ve tereddüdün söz konusu olmayan “hiç şüphesiz hak olduğunu bilirler.”
“Bilin ki o saat hakkında tartışanlar” Kıyamet’in saati hakkında tartışıp şüphe edenler “elbette” haktan ve ibret almak yolundan “uzak bir sapıklık içindedirler.” Çünkü onlar eğer öğüt alacak şekilde düşünselerdi kendilerini önce topraktan, sonra bir nutfeden yaratıp ulaştıkları seviyeye kadar ulaştıranın, onları ölümden sonra tekrar diriltmeye kadir olduğunu da elbetteki bilir ve kabul ederlerdi.
Gerçek anlamı ile kalınacak yurt olan ebedî kalmak ve sonu gelmez ebedilik için yaratılmış Ahiret Yurdu’nu yalanlayanlardan daha büyük yalancı olur mu? Bu yurt, amellerin karşılığının verileceği bir yurttur. Allah burada adalet ve lütfunu açıkça izhar edecektir.
Bu dünya yurdu ona nisbetle bir ağacın gölgesinde oturup dinlenen bir binicinin, daha sonra oradan ayrılıp orayı terk etmesine benzer. Burası bir geçittir. Kalınacak bir yer değildir.
İşte Ahiret’i inkâr edenler yok olup giden bu yurdu, gözleri ile görüp ona şahit olduklarından dolayı tasdik ettiler. Diğer taraftan ilâhî kitapların insanlar arasında en mükemmel akıllı, en alim, en zeki ve en kavrayışlı kimseleri olan şerefli Rasûller ve onlara uyanlar tarafından tevatür ile verdikleri haberlerin gerçekleşeceğini bildirdikleri Ahiret alametleri gerçekleşecektir.
“İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.” (Ahzab/63) Bu ayette Allah Azze ve Celle gaybı bilemeyeceğini bildiriyor.
“Kıyamet Saati’nin ilmi muhakkak Allah’ın indindedir. Yağmuru o indirir, rahimlerde olanı o bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez, hiçbir nefis de hangi yerde öleceğini bilmez. Muhakkak ki Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” (Lokman/34)
Bu ayette de Allah Azze ve Celle mutlak gaybın beş tane olduğunu bize bildiriyor.
“O gaybı bilendir. O kendi gaybına hiçbir kimseyi muttali kılmaz.” (Cin/26)
Bu ayette Allah Azze ve Celle gaybı sadece kendisinin bildiğini ve ona da kimseyi muttali kılmayacağını söylüyor. Yukarıdaki, mutlak gaybı bildiren ayetler, mutlaktırlar. Aşağıda vereceğimiz ayet ise mukayyeddir. Allah Azze ve Celle razı olduğu Rasullerini gaybına muttali kılacağını söylüyor. Bu meseleyi de Ehl-i Sünnet alimleri iki ana başlık halinde ele almışlardır. Birincisi mutlak gaybdır, onu Allah Azze ve Celle’den başkası bilmez. Diğeri ise nisbi gaybdır,onu da razı olduğu rasullerine bildirmiştir. Bunu da her kim inkar ederse ki usulde bir kaidedir, Kitab’ın hükmünü reddederse kafirdir.
“Ancak seçtiği Rasuller bunun dışındadır, çünkü o, onun önünden ve ardından koruyucular gönderir.” (Cin/27)
Allah Azze ve Celle’ye hamd, Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem’e, O’nun ailesine ve ashabına salat ve selam olsun.
A.Kadir Gören

Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.