Emrulevvel

"…فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ" İlk Emir الأ مر ألأول Emrul Evvel

Hamd ancak Allah içindir. Ona hamdeder Ondan yardım ve mağfiret diler ve O`na tevbe ederiz. Nefislerimizin şerrinden amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Allah kime hidayet etmişse onu kimse saptıramaz, kimi de saptırmışsa artık onu kimse hidayete iletemez. Sözün en güzeli Allah’ın kitabı, hidayetin en güzeli Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ‘in hidayeti, işlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkanlardır. “Size vaat edilen mutlaka gelecektir. Siz bunu önleyemezsiniz.” Bundan sonra;

Allah Subhanehu ve Teala, kullarına bilgileri olmadan konuşmayı haram kılmış ve açıklayıcı kitabında onları bundan sakındırmış ve şöyle buyurmuştur “De ki: Kesinlikle açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmanızı, Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” (Araf/33)

Allah Teala şeytanın, Allah adına bilgisizce konuşmayı insana emrettiğini haber vermekte ve şöyle buyurmaktadır: “Ey insanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin; şeytana ayak uydurmayın; çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. Şu bir gerçek ki; kötülüğü, çirkin ve Allah adına bilgisizce konuşmanızı size o emreder.” (Bakara/168-169)

İlim ehli şöyle der ki; Şu halde genel olarak tüm Müslümanların, özellikle de ilim talebelerinin Allah adına bir şeyi, bilgileri olmadan söylememeleri gerekir. Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanan kimsenin, güvenilir bir kanıta dayanmadan şu helaldir, bu haramdır, şu caizdir, bu yasaktır diye konuşması doğru değildir. Buna karşılık o, kendisinden daha önce yaşamış olan ilim erbabının yaptığı gibi davranmalıdır. Bu ise onun, bilmediği şeye dalmaktan kendini alıkoyması ve Allah bilir ya da bilmiyorum şeklinde cevap vermesidir. Nitekim meleklerin Rab’lerine verdikleri şu karşılık ne güzel bir örnektir: yak ve sibağına bakmadan ayetlere anlam vermek çok büyük hatalardan biridir. Çünkü Rabbimiz ayette dağların sadece kıyamet saatinde yürütüleceğini bize bildiriyor. “Sura üfürüleceği günde Allah’ın dilediği kimseler dışında göklerde olanlar da, yerde olanlar da dehşetle korkarlar. Hepsi de huzuruna küçülmüşler olarak gelecektir.” (Neml/87) “Sen dağları görür ve onları yerinde duruyor sanırsın. Halbuki onlar bulutların gitmesi gibi giderler. Allah’ın her şeyi sapasağlam yapan yaratmasına bak. Muhakkak O yaptıklarınızdan haberdardır.” (Neml/87)
“O günde dağları yürüteceğiz ve sen yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Onları da hiçbirini bırakmaksızın Mahşerde toplamış olacağız.” (Kehf/47)
“O gün gök döne döne çalkalanıp sallanır. Dağlar da yürür.” (Tur/9-10)
Allah azze ve celle’nin kitabında dünyanın sabit olduğunu, dağlarında dünyaya sabit olması için çakılı kazık olduğunu Allah Teala ayette “Onlar sarsılmasın diye yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdik. Doğru yolda gitsinler diye orada geniş yollar açtık.” (Enbiya/31)
“Ve yer onları çalkalamasın diye onda sağlamlaştırıcı kazıklar yarattık.” Yani Allah’ın kendileri ile yeri sağlamlaştırdığı kararını bulmasını sağlayıp, ağırlaştırdığı dağlar yarattık. Böylelikle yer insanları çalkalamasın, yani sallanıp, hareket etmesin. O takdirde onun üzerinde sağlam duramazlardı. Çünkü yer dörtte bir miktarı hariç suların altındadır. Su da havaya ve güneşe açıktır. Böyle olması yerde yaşayanların semayı, semadaki göz kamaştırıcı ayetleri (ilahi belge ve delilleri), hikmetleri ve delaletleri görmeleri içindir. Bu sebeple Allah azze ve celle: “Onları çalkalamasın” yani onlar üzerinde oldukları halde sallanıp, onları çalkalamasın “diye… Orada yol bulabilsinler diye de ondaki dağlar arasından yollar açtık.” Dağlar arasında geçitler yaptık ve onlar o geçitlerden yol yaparak bir bölgeden diğerine, bir kıtadan ötekine geçip giderler. Nitekim yeryüzünde görülen de budur. Bazen bir dağ şu ülke ile diğeri arasında bir engel teşkil eder. Ama Allah o dağla başkası arasında bir boşluk bırakır. Böylelikle insanların yeryüzünde buradan öbür yere yol alıp gitmeleri mümkün olur. İşte bundan dolayı “orada yol bulabilsinler diye” buyurmuştur.” (İbn Kesir)
“Yeri de döşeyip, yaydık. Orada sağlam kazıklar koyduk ve oralarda ölçülmüş her şeyden bitirdik.” (Hicr/19)
“Yeri de yayıp döşedik, ona sabit dağlar bıraktık ve orada göze hoş gelen her çiftten bitkiler bitirdik.” (Kaf/7)
“Yeri de yayıp döşedik.” Yeri genişlettik ve döşek gibi yaydık. “Ona sabit dağlar bıraktık.” Böylelikle yerin üzerindekilerle sallanıp, çalkalanmamasını sağladık. O bütün yönlerinden etrafını kuşatmış su akımı üzerinde karar kılmıştır.
“Yeryüzünü bir beşik yapmadık mı? Dağları da birer kazık?” (Nebe/6-7)
Bu sebeple: “Biz yeri bir beşik yapmadık mı” buyurmaktadır. Yani yeri yaratılmışlara boyun eğmiş, karar kılmış, sakin ve sabit olarak hazırlamadık mı? “Dağları da kazık” yani Allah azze ve celle dağları yere yerleştirdiği kazık kılmış ve onlarla yeri sağlamlaştırıp, karar bulmasını sağlamıştır. Böylelikle yer de sükun bularak üzerindekiler ile çalkalanmaz olmuştur. Ancak Kıyamet Günü’nde dağların yürütüleceğini, ama şu anda dağların ve dünya’nın sabit olduğunu bize bildirmektedir. Ayetlerin siyak ve sibağından bunlar anlaşılmaktadır.
Dünya’nın yuvarlakmı, düzmü, elipsmi olduğuna dair öne sürülen bütün bilgiler teoriye dayalıdır. Bunun hakiki manada nasıl olduğunu veya yüzde yüz bu şöyledir diyemeyiz. Bunun bilgisi Rabbimizin katındadır. İlim ehlinin çoğunluğu dünyanın düz olduğunu söylemiştir. Bu görüş kafir milletlerin çıkardığı teorilerden daha hayırlıdır. Çünkü Rabbimiz azze ve celle “yeri bir döşek yaptık.” buyurmaktadır. Döşek ise düzdür. Kim Allah’a ve Rasulüne iman ediyorsa bilsinki dünya yuvarlak değildir. Allah azze ve celle’nin haber verdiğine göre O, kainatı yaratırken kimseyi şahid tutmadığını ve insanların çoğunun iman etmeyip zanna uyacağını, Allah’ın dışında başka nesneleri ilah edineceğini bize haber vermiştir. “Oysa Ben onları; ne göklerin ve yerin yaratılmasında, ne de kendilerinin yaratılmasında şahid tuttum. Sapıtanları kendime dost da edinmedim.” (Kehf/51) “Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan hiçbir şeyin yerini tutmaz. Allah onların yapmakta olduklarını pek iyi bilendir.” (Yunus/36) “Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.” (Necm/28) Allah Azze ve Celle’ye hamd, Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem’e, O’nun ailesine ve ashabına salat ve selam olsun.
A. Kadir Gören

Paylaşmak için tıklayın

Bir yanıt yazın

error: Content is protected !!