الحمدالله رب العالمين و الصلاةو السلام على اشرف الانبياء والمرسلين اما بعد
Hamdalemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam gönderilmiş bütün nebilere olsun. Bundan sonra;
Ehli Sünnetin Allah Azze ve Celle’nin Semada Olmasına Dair Görüşü
Ehli sünnet sahabe, taabin, imam Ebu Hanefi, İmam Şafi, İmam Maliki, İmam Ahmed Allah hepsinden razı olsun Allah azze ve celle’nin semada arşın üzerinde olduğuna icma etmişlerdir. Onlardan hiçbirisi Allah (fikullimekan) her yerdedir yahutta (lafimekan) hiçbir yerde değildir dememiştir. Allah ‘heryerdedir’ veya ‘hiçbir yerde değildir’ gibi sözler felsefecilerin sözleridir. Selef uleması, Allah azze ve celle kendisini Kuran’da nasıl vasfettiyse öyle vasf ederler. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Allah azze ve celle’yi nasıl vasfettiyse selef ulumasıda öyle vasfetmiştir. Şimdi Allah’u subhanehu kelamında kendini nasıl vasfetmişse öğrenelim.
Allah’u Te’ala’nın uluvvu O’nun zati sıfatlarından olup iki kısma ayrılır:
Sıfatlarının Uluvvu: Bu, var olan her olgunluk sıfatının, her bakımdan en yücesinin ve en mükemmelinin sadece Allah’a ait olması demektir. İster bu sıfat mecd (şeref, ihtişam) ve kahr sıfatlarından, isterse cemal (güzellik) ve kadr (şan, şeref, hürmet) sıfatlarından olsun hiç fark etmez.
Zatının Uluvvu: Bu ise Allah’ın zatıyla bütün yarattıklarının üstünde olması demektir. Bunun delilleri Kitap, Sünnet, İcma, akıl ve fıtrattır.
Allah Teala şöyle buyurmuştur; “Semada olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.” (Mülk /16)
“Yahut Semada olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!” (Mulk/17)
“Semadaki zat (gökte olan) demektir. Bu unvan bizden üstün olarak gökte bulunan akıl sahibi varlıkların hepsini içine almaktadır. Onun için bazı müfessirler ‘göktekiler’den maksadın melekler olduğunu söylemişlerdir. Lakin sözün gelişi, bunun melekler değil de, Allah Te’ala olduğunu göstermektedir ki selef alimlerinden nakledilen görüş de çoğunlukla budur.” (Elmalı Hamdi Yazır)
“İbn Abbas radiyallahu anh’a dedi ki: Kendisinde isyan etmeniz halinde semada bulunan Allah’ın azabından emin mi oldunuz?”
Muhakkikler şöyle demişlerdir; Semanın üstünde bulunan Allah’a karşı kendinizden emin misiniz?
Bu, sahih yaygın olup Allah Te’ala’nın yukarda oluşuna işaret etmektedir. Bunları ya bir inkarcı ya da inatçı bir cahilden başkası reddetmez. (Kurtubi)
Allah azze ve celle Bakşa bir ayette “Üstlerinde olan Rablerinden korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar.” (Nahl/50)
“Melekler de hiç kibirlenmeden”, yani onlar da Allah’a ibadete karşı büyüklenmeksizin Allah’a secde ederler. “Üstlerinde olan Rablerinden korkarlar.” Allah Te’ala’nın emirlerini yerine getirip, yasakladıklarını terk etmek hususunda Allah Te’ala’ ya itaate koşuşurlar. (İbn Kesir)
Yine başka ayette Rabbiz şöyle şöyle buyurmuştur; “De ki: Eğer söyledikleri gibi Allah ile birlikte başka ilahlar da bulunsaydı, o takdirde bu ilahlar, Arş’ın sahibi olan Allah’a ulaşmak için çareler arayacaklardı.” (İsra/42) “O onların söylediklerinden münezzehtir, zatıyla uluvdadır (her şeyin fevkindedir) ve büyüktür.” (İsra/43)
“De ki: Onların dedikleri gibi O’nunla beraber başka ilahlar olsaydı” “Elbette o zaman” yani ilahlar,
“arş sahibine bir yol ararlardı.” İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle demiştir: Allah Te’ala ile münazaa ve savaş isteyeceklerdi; tıpkı dünya hükümdarlarının birbirlerine yaptıkları gibi yaparlardı.
Said b. Cübeyr rahimehullah da şöyle demiştir: Yani onlar, Allah’ın mülkünü ortadan kaldırmak için O’na ulaşacak bir yol arayacaklardı. Çünkü O’nun ortağıdırlar.
Katade rahimehullah şöyle açıklamıştır: Yani, o takdirde bu ilahlar arşın sahibine daha bir yakın olmanın yolunu ararlar, O’nun nezdinde O’na yakınlaşmaya çalışırlardı. Çünkü onlar O’ndan daha aşağıdadırlar. Müşrikler putların kendilerini Allah’a yakınlaştıracağına inanıyorlardı. Onlar putların, Allah azze ve celle’ye muhtaç olduğuna inandıklarına göre, bunların ilah oldukları iddiası da kendiliğinden çürümüş olmaktadır.
“O, bunların söylediklerinden münezzehtir, pek yücedir, pek büyüktür.” O, kendi zatını tenzih ve takdis etmekte, kendisine yakışmayan şeylerden yüce olduğunu belirtmektedir. (Kurtubi)
Başka bir ayette; “O, işi semadan yere doğru tedbir ediyor. Sonra sizin saydığınıza göre miktarı bin yıl olan bir günde O’na yükselir.” (Secde/5)
“O her şeyi gökten yere tedbir eder. Sonra… ona yükselir” yani onun emri semavatın en yukarısından, yedinci arzın en aşağısına, dibine kadar iner. Nitekim Allah azze ve celle başka bir yerde : “Allah yedi göğü ve yerden de onlar gibisini yaratandır” buyruğu bunlar arasında iner durur. “Allah’ın gerçekten her şeye kadir olduğunu ve muhakkak Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu kesinlikle bilesiniz diye” (Talak/12) buyurmaktadır. Yapılan ameller de dünya semasının üstündeki divanlarına yükseltilir. (İbn Kesir)
Allah azze ve celle yine şöyle buyurmuşur; “Güzel söz yalnız ona yükselir, onu da salih amel yükseltir.” (Fatır/10)
“Güzel söz yalnız ona yükselir.” Zikir, Kur’an tilaveti ve duayı kastetmektedir. Bunu seleften birden çok kişi söylemiştir. İbn Cerir de dedi ki: Bana Muhammed b. İsmail el-Ahnesi haber verdi, el-Muharik b. Suleym dedi ki: Abdullah b. Mesud bize dedi ki: Biz size bir hadis naklettiğimiz takdirde size Allah azze ve celle’nin kitabından da bunu doğrulayan buyrukları da hatırlatırız. Elbette Müslüman bir kul: “Subhanallahi ve bi hamdih velhamdulillah ve lailahe illallah vallahu ekber” dediği takdirde bir melek bunları alır, kanadının altına koyar. Sonra onlarla semaya yükselir. Onlar ile birlikte yanlarından geçtiği her bir melek topluluğu mutlaka o zikirleri söyleyene Allah’tan mağfiret dilerler. Nihayet melek onları aziz ve celil olan Rahman’ın huzuruna çıkartır. Sonra Abdullah: “Güzel söz yalnız ona yükselir. Onu da salih amel yükseltir” buyruğunu okudu.” (İbn Kesir Sahih Eser)
Allah azze ve celle yine şöyle buyurmuşur; “Yükselme derecelerinin sahibi Allah’tan; Melekler ve ruh (Cebrail), oraya miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselir.” (Mearic/3-4)
قال علي بن أبي طاحة عن ابن عباس ذى المعارج يعني العلو والفواضل
Ali b. Ebi Talha da İbn Abbas radiyallahu anh’tan dediki: Üstün ve yüce dereceler sahibi” buyruğu pek her şeyin üstünde ve fazilet sahibi anlamına gelir.”(Taberi İbn Kesir)
Rağıb şöyle der: “el-Uruc” yukarıya doğru yükselmek demektir.Beyhaki şöyle der: Güzel sözün ve hoş sadakanın yukarıya yükselmesi onların kabul edilmesi demektir. Meleklerin yukarıya yükselmesi ise gökteki bulundukları yere doğru yükselmeleridir. Bu ifadede yer alan “ilallah=Allah’a doğru” ifadesi ise selef uluması tarafından Allah’a doğru yükselmesidir.” (Fethul Bari)
“O üstün ve yüce dereceler sahibi Allah’tandır. Melekler de Ruh da oraya miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselir.” O, yüce, celal ve azamet sahibidir. Bütün mahlukatın işlerini idare edendir. Melekler işlerini idare etmekle yükümlü oldukları hususlarla O’na yükseldiği gibi, Ruh da ona yükselir.
Allah azze ve celle yine şöyle buyurmuşur; “Nihayet kalplerinden korku giderilince: “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. Onlar da: “Hak buyurdu” derler. O çok yüce, çok büyüktür.” (Sebe/23)
“O” hem zatı ile “çok yüce”dir. Bütün yaratılmışların üstündedir. Hem de onların hepsini emri altına almıştır. Kadri itibari ile de yücedir. Çünkü O’nun pek büyük ve son derece üstün ve şerefli sıfatları vardır. O zat ve sıfatları itibari ile de “çok büyüktür.” O’nun yüceliğinin bir tecellisi, O’nun hükmünün üstün gelmesi ve mütekebbir ve müşriklerin nefisleri dahil, bütün nefislerin O’na zillet ve itaatle boyun eğmesidir. İşte ifadelerin akışının delalet ettiği en açık mana, en kuvvetli anlam budur.
Allah azze ve celle yine şöyle buyurmuşur; “Kullarının üstünde kahırdır. O Hakimdir, O Habirdir.” (En’am/18)
“Kullarının üstünde kahırdır O”, çekip çeviren, yöneten ve mutlak kahır ve galibiyeti altında onları tutan O’dur. Mutlak kahır O’dur; O’ndan başka herkes O’nun kahrı ve galebesi altında bulunduğuna göre ibadete layık olan da yalnız O’dur.
Ve Ali b el Medini rahimehullah dedi el Merisi ve ashabına dan sakının zira onların sözleri zındiklığı celbetmektedir. Ve ben onların üstadları Cehm ‘le de konuştum, semâda (arşın üstüne) bir ilah olduğunu (bir türlü ) ispat etmedi. “( Buhari Halku ef’ali’l-ibad 22-23)
Malik İbn Enes’e göre Allah Te’âlâ semada ve ilmi her mekandadır. (Tezkira)
Eş-Şafi’i rahimehullah derki; Benim üzerinde bulunduğum, Sufyan, Malik ve diğer hadisçilerin de bulunduklarını gördüğüm Sünnet hakkındaki söz, Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammet’in onun elçisi olduğuna, Allah’ın semada Arşın üzerinde bulunduğuna, mahlukatına dilediği şekilde yaklaşacağına ve istediği şekilde dünya semasına ineceğine şehadetle ikrardan ibarettir.” (Kitabul-Uluvv)
Ahmed İbn Hanbel, rahimehullah Allah Te’ala’nın yedinci semada ‘Arş üzerinde bulunduğunu, hangi cihetten olursa olsun mahlukatına benzemediğini, hiç bir şeyin, O’nun ilmi haricinde kalmadığını belirtmiştir. (Kitabul Uluvv)
Allah (Subhanehu ve Te’ala)’nın semada olması semaların içindedir demek değildir. Sema Arapça lügatinde: Sema her yüksek olan şeye kullanılmıştır. İki manada kullanılır. Allah için kullanıldığı zaman uluv kastedilir.
من في السماء ayetindeki في harfi ceri zarfiyet içermez aksine عَلَى harfi ceri içerir. Yani: Fevkiyet içerir. Üstünde olması anlamı taşır.
Çünkü bir araba “Allah nerededir” diye sorduğunuz zaman arap ( في السماء ) semada derken على manasında kullanır. Bu da üzerinde manasındadır. Tıpkı ayetin sıbakında geçtiği gibi: ( فَامْشُوا ف۪ي مَنَاكِبِهَا ) “O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.” (Mülk, 15) Şimdi çıkıp birisi bu ayette geçen ( في ) harfi cer’in içinde olduğunu iddia ederse, aklıyla alay edilmez mi?
Yada fevk üsttedir der. Allah (azze ve celle)’nin semada olması demek, semanın içinde olması demek değildir. Her şeyin fevkinde üstünde olması demektir. Çünkü Allah (subhanehu) yarattığı şeylerin içinde olmaz.
İmam Ahmed ibn Hanbel rahimullah “O yarattıklarından ayrıdır, onların içinde değildir.” demiştir.
Bir müslümanın inanacağı birinci kat sema var, ikinci kat sema var, üçüncü kat sema var, dördüncü kat sema var, beşinci kat sema var, altıncı kat sema var, yedinci kat sema var, her kat arası beş üz bin yıllık mesafe kadardır ve keyfiyetini bilmeyiz. Mesafe o kadar uzun ki bilmeyiz ne kadar olduğunu, ondan sonra su var ondan sonra arş var, Rabbimiz arşın üstündedir ve biz O’nun keyfiyetini, niteliğini ve nasıllığını bilmiyoruz. Çünkü arş kainatın en büyük cismidir. Dünya arşın yanında çöle atılan bir halka gibidir.
İbn Abbas radiyallahu anh diyor ki : “Her şey Allah azze ve celle’nin yanında bir hardal tanesi kadar bile değildir. Rabbimiz‘in arşın üstünde olması ona ihtiyacından değil hikmete binaen istiva etmiştir.”
” Allah’ın emri geldi. Artık onun vaktinden önce gelmesini istemeyin O,onların ortak koştukları şeylerden uluvvdadır yücedir.”(Nahl/1)
“O kendi emri ile kullarından dilediği kimseler üzerine vahiy ile melekleri; Benden başka hak ilah olmadığını bildirir. O halde benden sakının’ desinler diye indirir.”(Nahl/2)
Zatının Uluvvu ve Yüce olması: Bu ise Allah azze ve celle’nin zatının uluvvu, yücelerde olması bütün yarattıklarının üstünde olması demektir. Bunun delilleri Kitap, Sünnet, İcma, akıl ve fıtrattır. Allah azze ve celle’nin yücelerde olduğu her şeyin fevkinde olarak tenzih edilmez ise yüce kelimesi ile övmek boş bir övülme olur ve tenzih edilmemiş olur. Kişiye sorulur yücelerden kastın nedir? diye. Eğer yücelerden kastı Allah azze ve celle’nin zatıyla her şeyin üstünde, isimleri ve sıfatlarıyla da en yüce olarak anlıyor ise bu doğru bir anlayıştır ve Allah azze ve celle’yi noksan sıfatlardan tenzih etmek demektir. Yüce kelimesini Allah azze ve celle’yi zatıyla her şeyin fevkinde (üstünde) olarak anlamıyor ise bu batıl bir görüştür.”
Allah Teala yukarı cihette olması aslı nedir? Kurtubi rahimehullah derki : “Selefi Salihin ilk dönemleri ise, Allah Te’ala’nın bir cihette bulunuşunu nefyetmiyorlar ve bunu nefyettiklerini de ifade etmiyorlardı. Aksine onlar da genel olarak herkes de Allah Te’ala’nın Kitab’ında bildirdiği, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in de haber verdiği şekilde O’na cihet isbat ediyorlardı; Selef-i Salihten her hangi bir kimse, Allah’ın Arşı üzerinde hakikaten istiva etmiş olduğunu inkar etmiyorlardı.’’(Kurtubi Ahkamil-Kur’an Araf 54 tefsiri) Bu meseleyi bir cehmi anlamaz çünkü kafası basmaz o iftira etmeye devam eder çünkü kimin peşinde koşarsa onu kendi ilahi edinir o kişinin sözlerini vayh gibi telakki ederler.
Talat Koçyiğit rahimehullah der ki; Kelamcılarm, Kur’ânda ve hadiste Allah’a izafe edilen “yed”, “vech” “ayn”,”kadem, ricl”, “`Arş üzerinde istiva”, “yer semasına iniş nuzül” gibi isimler karşısındaki tutumları, kelamda teşbih ve tecsim meselesinin zuhuruna ve bu mesele üzerinde, kendi aralarında olduğu kadar, hadisçilerle de şiddetli münakaşaların başlamasına sebep olmuştur. Kelâmcılar, herşeyden önce Kur’an ve hadiste varid olan ve Allah Tealan’ın semada “`Arş” üzerinde olduğuna delâlet eden ayet ve hadisleri hiç nazarı itibara almıyarak O’nun mekan meselesini münaka şa konusu yapmışlar ve aralarında ihtilafa düşmüşlerdir. Mesela bunlardan Abbad İbn Suleyman ve el- Fuvati gibi bazı kelamcılar, Allah’ın “la fi mekan” her hangi bir mekânda değil,mekandan münezzeh olduğunu iddia etmişler,” el-İskafi, `Abdu’l-Vehhab el Cubba’i ve Ebu’l-Huzeyl gibi di ğer bazı kelamcılar da Allah’ın “fikulli mekan” her mekanda olduğu görüşünü ileri sürmüşlerdir.”(Malakatu’l-Eş’ari 150) Allah Teala mekadan münezzehtir veya her mekanda dir görüşü ilk dönem ehli sünnetin görüşü değildir Cehmiyye ve mütezzilenin görüşüdür Eş’ari kendi esirde beyan etmiştir. Allah Teala semada ve arşa istiva etmişttir diğer görüşlerin hepsi delalettır sapıklıktır.”Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.”
A.Kadir GÖREN


Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.