الحمدالله رب العالمين و الصلاةو السلام على اشرف الانبياء والمرسلين اما بعد
Hamd alemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam gönderilmiş bütün nebilere olsun.
Allah’u subhanehu ve Teala‘nın uluhiyetine iman uluhiyet tevhidini gerçekleştirmekle olur. Uluhiyet Tevhidinin Tanımı istilah da; Allah’ın kullarının fiilleriyle birlenmesi demektir. İbadetin istilah manası İlk dönem selefin görüşü:
1- Hudu:boyun eğmek, alçak gönüllülük. Kalbde devamlı olan Allah korkusu. Allahu Te’ala’ya itaat etmek.
2- İclal: Büyüklüğünü kabul edip saygıyla boyun eğme.
3- Zul: Alçalma, zillet.
4- Tazim: Büyük görme, saygılı davranma, yüceltmek.
5- Teelluh; ibadet etmek. Tazarru’ etmek, yalvarmak.
İbadet: Allah’ın emrettiği sevdiği ve hoşnut olduğu bütün sözleri, zahiri ve batini bütün amelleri buna aykırı ve ters hususlardan uzak kalmayı ifade eder. Bu, kulun yapacağı dua, korku, ümit, tevekkül sevgi, namaz, hacc, kurban, tevbe ve diğer ibadet türlerinin sadece Allah Subhanehu ve Te’ala‘ya yapılması ile olur.
Cinlerin ve insanların yaratılışının hikmeti, başkasına ibadet etmeksizin sadece Allah’a ibadet ederek O’nu birlemeleridir. Uluhiyet tevhidi dinin başı ve sonu, zahiri ve batınıdır. Pek bir önemi vardır. Çünkü, cinler ve insanlar onun için yaratılmışlardır. Muvahhidlerle müşrikler arasındaki belirleyici fark odur. Hem dünyada hem ahirette mükafat ve ceza buna bağlıdır. Rasuller uluhiyet tevhidi için gönderilmiş, kitaplar bunun için indirilmiştir. Zira uluhiyet tevhidi, Rasullerin gönderilişi, davetin sebebidir.
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
“Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariat/56)
Denildiğine göre bu buyruğun manası da şudur: Ben cin ve insanlardan bahtiyar kimseleri ancak Beni tevhid etsinler diye yarattım . Ali b. Ebi Talha da İbn Abbas radiyallahu anh’dan: “Ancak bana ibadet etsinler diye” buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: İsteyerek ya da istemeyerek bana ibadeti ikrar ve kabul etsinler. (Sahih.Eser)
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş olursunuz.” (Bakara/21)
Allah azze ve celle’ye ibadet edilmeye layık yegane ilahın tek İlah, hak mabud olduğuna gerekçe olarak kullarına ihsan ve iyiliğini zikretmektedir. Zira onları yok iken var etti, zahiri-batıni nimetlere boğdu. Yeryüzünü yaygın, üzerinde gezip dolaşılabilir yalçın dağlar sayesinde sabit ve sapasağlam kıldı.
Buharinin rivayetin de; Muaz b. Cebel radıyallahu anh hadisinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Allah azze ve celle’nin, kulları üzerindeki hakkını biliyormusun? Ona ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona eş koşmamalarıdır.”(Buhari,2856;)
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
“Andolsun ki Biz her ümmet arasında: Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının diye bir Rasul göndermişizdir. Allah içlerinden kimilerine hidayet verdi. Kiminin aleyhine olmak üzere sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezinin de yalanlayanların sonu nasıl oldu, görün.’’ (Nahl/36)
“Andolsun ki Biz her ümmet arasında Allah’a ibadet edin O’nu tevhid edin, tağuttan kaçının” yani tapınılan şeytan, kâhin, put gibi Allah’ın dışındaki her türlü ma’budu ve sapıklığa davet eden herkesi terkedin diye bir Rasul göndermişizdir. Allah içlerinden kimine hidayet verdi, kimine kendi dinine ve kendisine ibadete ulaşmak yolunu gösterdi.” kiminin aleyhine olmak üzere sapıklık hak oldu. Yani bu konudaki ilahi hüküm gereğince sapıklık hükmü hak oldu ve sonunda o kimse küfür üzere öldü. Allah subhanehu ise şöyle buyurmaktadır: “Allah içlerinden kimine hidayet verdi, kiminin aleyhine olmak üzere sapıklık hak oldu.”
“Şimdi yeryüzünde ibret almak üzere gezinin de, yalanlayanların sonu nasıl oldu yani onların sonunda nasıl yıkıldıklarını azab ve helake uğradıklarını görün.”
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ
“Senden önce hiçbir Rasul göndermedik ki ona benden başka ilah yoktur. Bu itibarla Bana ibadet edin diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya /25)
Senden önce gönderdiğimiz her bir Rasul’e mutlaka şunu vahyederdik. “Benden başka ilâh yoktur, o halde yalnız Bana ibadet edin.” Yani Biz, onların hepsine: La ilahe illallah: Allah’tan başka hiçbir hak ilah yoktur, dedik. Aklî deliller O’nun hiçbir ortağı bulunmadığına tanıklık etmekte, bütün Rasuller, gelen nakiller de O’nun varlığını bildirmektedir. Delil denilebilecek bir şey ise ya aklîdir, ya da naklîdir. Katade dedi ki: Ne kadar Nebi gönderilmişse mutlaka tevhidi getirmiştir. Şer’i hükümler ise Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da farklı farklıdır. Bütün bunlar ise ihlâs ve tevhid temeli üzerinde yükselirler.
وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا
“Rabbin şunları hükmetti: Kendisinden başkasına ibadet etmeyin. Anne ve babaya iyi davranın. Eğer onlardan biri veya ikisi yanında ihtiyarlığa ererse sakın onlara öf deme. Onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle.” (İsra /23)
Allah azze ve celle kendisine ortak koşmaksızın bir ve tek olarak zatına ibadeti emretmektedir. Çünkü burada “hükmetmek” emretmek anlamındadır. Mücahid: “Hükmetti, tavsiye etti.” demektir, demiştir.
وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا
“Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.” (Nisa/36)
Allah azze ve celle sadece hiçbir ortağı olmayan kendisine ibadet etmeyi emrediyor. Çünkü yaratan ve tüm anlarda ve hallerde kullarına rızık veren, lütuf ve ihsanlarda bulunan O’dur. Dolayısıyla kulların birlemelerini ve hiçbir mahlukunu kendisine ortak koşmamalarını hak eden O’dur.
Buhari ile Müslim, Sahihlerinde ibn Mes’ud radıyallahu anh’dan şöyle rivayet etmişlerdir: Ben, “Ya Rasulallah! En büyük günah hangisidir?” diye sordum, “Seni yarattığı halde Allah’a bir şeyi denk etmendir.” buyurdu. (Buhari, 4477;)
وَإِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ
(İsa dedi) “Muhakkak Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde yalnız ona ibadet edin, dosdoğru yol budur.” (Meryem/36)
“Muhakkak Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O halde yalnız ona ibadet edin, dosdoğru yol budur.” Yani İsa’nın kavmine henüz beşikte iken verdiği emirlerden birisi de o sırada onlara önce Allah’ın hem kendisinin Rabbi, hem onların Rabbi olduğunu haber vermesi, arkasından da onlara Allah’a ibadet etmelerini emredip: “O halde yalnız ona ibadet edin, dosdoğru yol budur” söylemiş olmasıdır. Yani benim size Allah’tan bu getirdiğim dosdoğru yoldur. Ona uyan doğruyu bulur, hidayete ulaşır. Ona uymayıp, muhalefet eden ise sapıtır ve kafir olur.
Allah azze ve celle kullarına kendisinin huzurunda zilletlerini arzetmelerini ve bunu yaparken de ihlâslı olmalarını emretmektedir. Âyet-i kerime, amellerin Allah’a, ihlâs ile yapılmaları, riya ve benzeri şeylerin şaibelerinden arındırılmaları gerektiği hususunda aslî bir dayanaktır.
Uluhiyyet tevhidi, Rasullerin ile ümmetleri arasındaki anlaşmazlığın vuku bulduğu tevhiddir.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kafirleri uluhiyet tevhidine davet ettiğinde onlar bunu inkar etti ve şöyle dediler:
أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ
“İlahları ,tek bir ilah mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak bir şeydir “ (Sa’d/5)
Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlarla savaşmış ve onların Allah azze ve celle‘nin Rububiyet (yaratan olduğunu, rızık veren olduğunu, Mülkün O’nun olduğunu, Mülkü idare edenin O olduğunu. Mekke müşrikleri bazı sorunları olmasına rağmen rububiyet tevhidini kabul ediyorlardı.) Sadece bu tevhide inanmak kişiyi Müslüman yapmaz. Bu tevhid ile birlikte uluhiyet tevhidine iman etmek gerekir. Mekke müşrikleride tevhidi rububiyeti kabul ediyorlardı. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem insanları uluhiyet tevhidine davet etmiştir. Ve onlarla savaşmıştır. Çünkü rububiyet tevhidi uluhiyet tevhidini kapsamaz. Ama uluhiyet tevhidi rububiyet ve isim sıfat tevhidini kapsar. Kişi uluhiyet tevhidine iman etmişse rububiyet tevhidine de ve isim sıfat tevhidine de iman eder. Allah’a hamd, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e salat ve selam olsun.
A.Kadir Gören


Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.