الحمدالله رب العالمين و الصلاةو السلام على اشرف الانبياء والمرسلين اما بعد
Hamd alemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam gönderilmiş bütün nebilere olsun.
Allah azze ve celle’nin Rabb İsmi Allah azze ve celle’nin güzel isimlerinden biri. Sözlükte “Rabb” kelimesi malik, yaratıcı, sahib, bir şeyi ıslah eden terbiye eden, efendi anlamlarını ifade etmektedir.
İbnul Enbari’ye göre Rabblık, yani bir şeyin Rabbi olmak üç manaya gelir:
- Malik olmak; yani tasarruflu kudreti altında bulunan her şeyin yegane idarecisi olmak. İşte sadece o Rabb, bütün onların sahibi yöneticisi ve istediği gibi ilmine ve iradesine uygun olarak tasarrufta bulunandır.
- Seyyid; Kendine itaat edilecek boyun eğilecek efendi anlamını da ifade eden Rabb Kuran-ı Kerim’deki “Mevla” kelimesiyle eş anlamlıdır. Yine o Rabb kendisine itaat edilecek emirlerine uyulup yasaklarından uzak durulacak yegane tek efendi anlamına gelir.
- Mürebbi; islah eden, arıtıp, saflaştırıp, olgunlaştıran anlamındadır. Yani o Rabb, her şeyi düzelten, sivrilikleri çıkıntıları tesviye eden, tam bir şekilde halden hale geçirerek düzenleyen terbiye edendir. Bilindiği Rabb kelimesinin asıl manalarından biri de “terbiye eden” anlamıdır.
Burada zikredilen bu 3 manadan kolayca anlaşılmıştır ki; Rabb kelimesi Allah Teala için kullanılmaktadır. Ancak Arap dilinde isim tamlaması şeklinde (izafet terkibi olarak) insan için de kullanılmıştır. Mesela; “evin sahibi”, “devenin sahibi” gibi anlamlarda da kullanıldığı görülmektedir.
Kuran-ı Kerim’de ise “rabbim, rabbın, rabbimiz, rabbınız…” gibi iyelik (sahiplik) zamirlerine bitişik olarak da kullanılmıştır. Mesela; ilk nazil olan ayetlerde ; “Ey Muhammed, yaratan Rabbinin adıyla oku!…Kalemle öğreten Rabbin kerem sahibidir .” “Rabbimiz, eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme!…(Bakara /285)buyurulur.
Dini istılahta ise; Allah azze ve celle yaratandır, mülkün sahibidir, mülkünü idare edendir ve rızık verendir. Yani rububiyet tevhidi Allah Subhanehu ve Tealayı fiillerinde birlemektir. Ne mukarreb (yakınlaştırılmış) bir melek, ne bir rasul, ne de bir veli O’nun mülkünde tasarruf sahibi değildir. Allah’u Subhanhu Teala yüce kitabında şöyle buyurmaktadır:
قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍ
“(Müşriklere) Deki; “Allah tan gayrı iddia ettiklerinize dua edin bakayım Onlar göklerde de yerde de zerre ağırlığınca bir şeye sahip değildirler Onların bu ikisinde hiçbir ortağı da yoktur ve onun bunlardan hiçbir yardımcısı da yoktur.” (Sebe,22)
Şanı yüce Rabbimiz bir ve tek, eşsiz ve samed, benzersiz ve ortaksız ilah olduğunu hatta tek başına herhangi bir ortağı, onunla bu hususta çekişip karşı çıkacak kimsenin ortaya çıkması söz konusu olmamak üzere tek başına ve bağımsız olarak emir verdiğini beyan ediyor: ”Deki: Allah’tan gayrı idda ettiklerinize” ondan başka kendilerine ibadet edilen ilahlara” dua edin bakayım. Onlar göklerde de, yerde de zerre ağırlığınca bir şeye sahip değildirler.” Nitekim Allah Azze ve Celle bir başka yerde:
إِن تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ
”Onlardan gayrı çağırdıklarınız ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile malik değildirler.” (Fatır/13) buyurmaktadır.
“Onların bu ikisinde hiçbir ortaklığıda yoktur. Onlar ne bağımsız olarak, ne de ortak olarak hiçbir şeye sahip ve malik değildirler .” Ve onun bunlardan hiçbir yardımcısıda yoktur.” Yani Allah Azze Ve Celle işleri idare edip görmek için bu ortak koşulanlar arasında herhangi bir yardımcısı yoktur. Aksine bütün yaratılmışlar ona muhtaçtır, onun huzurunda kullarıdır. Katade; Allah Azze ve Celle: ”Onun bunlardan hiçbir yardımcısı yoktur” buyruğu hakkında herhangi bir şeyde ona yardım edecek bir yardımcısı yoktur diye açıklamıştır.
أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
“İyi bilin ki, yaratmak da emretmek de O’nundur. Allemlerin Rabbi Allah, ne yücedir.” (A’raf/54)
يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاء إِلَى الْأَرْضِ
“O,her şeyi gökten yere idare eder.” (Secde/5)
“Bilesiniz ki, yaratmakta emretmek de O’na mahsustur.” buyrulmuştur. Yani, Mülk yalnız O’nundur ve onda yegane tasarruf sahibi O’dur. “Alemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle ne yücedir!” Nitekim Allah Azze ve Celle Başka bir ayette şöyle buyurur: “Gökte burçları var eden, onların içinde bir çırağ (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah Azze ve Celle yüceler yücesidir. Yaratmak O’nun kevni ve kaderi hükümlerini, emretmekte de O’nun dini ve şerri hükümlerini içerir.
İNSANLAR TEVHİD FITRATI ÜZERİNE YARATILMIŞLARDIR
Rububiyet tevhidi insan oğlunun fıtratında (doğasında) yer almaktadır. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
“Rasulum Sen yüzünü, hanif olarak dine Allah’ın insanları üzerinde yaratmış olduğu fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur.” (Rum/30)
Buhari ve Müslim’den gelen rivayette; Ebu Hureyre radiyallahu anh’dan rivayete göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ”Her doğan çocuk ancak İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne babası onu Yahudileştirir veya Hıristiyanlaştırır veya Mecusileştirir. (Buhari ve Müslim) Bu hadisinde Nebi sallallahu aleyhi ve sellem müslümanlaştırır ifadesini kullanmamıştır. Çünkü İslam fıtrata uygun olandır.
Allah Azze ce Celle nin varlığını kabul etmek fıtri bir duygudur. Allah Azze ve Celle’nin varlığını fıtratı sapmış, bozulmuş olan kimse inkar eder. Nitekim dehriler, komünistler ve bunlar gibi olan diğer dinsizlerin durumu böyledir. Yahutta Firavun ve benzerlerinin durumunda olduğu gibi Allah Azze ve Celle’nin varlığını bildiği halde, bunu inkar etmekten büyüklenen kimseler inkar eder. İnkarcıların şüphelerini boşa çıkaran delillerin en kuvvetlilerinden biri Allah Azze ve Celle’nin şu buyruğudur.
أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ
أَمْ خَلَقُوا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بَل لَّا يُوقِنُونَ
“Acaba onlar her hangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır! Onlar bir türlü anlayıp inanmazlar. (Tur /35,36)
Onlar ya yaratıcı olmaksızın yaratılmışlardır ki, bu aklın kendiliğinden açıkça bileceği bir şekilde batıldır. Çünkü her mahlukun kendini yaratacak ve yoktan var edecek bir yaratıcıya ihtiyacı vardır. Yada kendi kendilerini yaratmışlardır: Bu da diğeri gibi batıldır. Çünkü var olmayan bir şey nasıl kudret sahibi olmakla nitelenebilir ve nasıl yaratabilir? Yaratma fiilini nasıl gerçekleştirebilir? Geriye bir yaratıcının onları yaratmasından başka bir seçenek kalmamaktadır. O da Allah’u Teala ‘dan başkası değildir.
Şöyle de denilebilir: Onlar, ya bu kainatın dışında bulunan ve kendilerini yaratan yüce bir yaratıcının yaratması ile yaratılmışlardır. Ki beklenen; bunu kabul etmeleridir. Ya da aksi halde bunu kabul etmemeleri durumunda insanın kendisini yaratıcı kabul etmek gerekir? Öyle ya; bu kainatın dışında bulunan ve kendilerini yaratan bir yüce yaratıcı yoksa! Yaratıcı o zaman bu kainatın içinde aranır? Bu kainatın içinde de, görünürde insandan daha akıllı ve zeki başka biri yoktur. Ancak herkes bilir ki insan da kendi kendisini yaratmış değildir. Öyleyse bu soru karşısında, aslında inkarcıların teslim olmaktan başka çıkar yolları yoktur.
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
“Andolsun onlara gökleri ve yeri kim yarattı?’’ diye sorsan, onlar elbette : “Allah” diyeceklerdir. ‘’Allah’a hamdolsun” de. Onların çoğu bilmezler.’’ (Lokman/25)
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزِيزُ الْعَلِيمُ
‘’Andolsun ki onlara : “Gökleri yeri kim yarattı?’’ diye sorsan, elbette: “Onları hüküm ve emrinde galib, her şeyi en iyi bilen yarattı’’ derler.’’ (Zuhruf/9)
Allah azze ve celle bu müşriklerin gökleri ve yeri tek başına ve ortaksız olarak yaratanın Allah olduğunu bildiklerini bununla beraber Allah‘a, Allah’ın yarattığını ve onun mülkü olduklarını bildikleri halde yine de ortaklar koşarak ona ibadet ettiklerini haber vermektedir. Bundan dolayı Allah azze ve celle: “Andolsun onlara: Göklerle yeri kim yarattı diye sorsan onlar elbette: Allah diyeceklerdir. Allah’a hamdolsun de‘’ buyurmaktadır. Çünkü onların itiraf etmeleri ile kendilerine karşı delil ortaya konulmuş olmaktadır.’’ Hayır, onların çoğu bilmezler.’’
قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ أَمَّن يَمْلِكُ السَّمْعَ والأَبْصَارَ وَمَن يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَن يُدَبِّرُ الأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللّهُ فَقُلْ أَفَلاَ تَتَّقُونَ
‘’De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim malik bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor. Diriden ölüyü kim çıkarıyor? [her türlü] işi kim idare ediyor? ‘’Allah ‘’ diyecekler. De ki: Öyle ise [ Allah’tan ] sakınmaz mısınız?’’ (Yunus/31)
Allah azze ve celle, müşriklerin Allah‘ın tek, (kainatın) Rabbi ve sahibi olduğunu itiraflarını, kendisinin yegane ilah olduğu hususunda, aleyhlerinde delil olarak şöyle buyuruyor: “De ki : Size gökten ve yerden kim rızık veriyor?” Yani, gökten yağmur indirip kudreti ve dilemesiyle yeri yaran ve ondan, ekinler, üzümler, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar’’ bitiren kimdir? Allah’tan başka bir ilah mı var! ‘’Diyecekler ki: Allah ‘tır. Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir?’’
Şu cümle de aynı şekilde söz konusu hususa delil olarak zikredilmiştir : ’’Ya da kulaklara ve gözlere kim malik bulunuyor?’’ Yani, size bu işitme ve görme gücünü kim veriyor. O dileseydi bunları yok eder ve elinizden alırdı. Nitekim Allah azze ve celle bir ayette şöyle buyurur: “De ki: Sizi yaratan size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!’’ Yine: “De ki: Ne dersiniz; eğer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder, kalplerinizi de mühürlerse bunları size Allah’tan başka hangi ilah geri verebilir!’ ’buyurur. “ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor?’’ Yani büyük kudreti ve kuşatıcı lütfuyla kim yapıyor? Bu ayet hakkındaki ihtilaf daha önce geçmişti ve ayetin genel olup onların hepsini içerdiğini söylemiştik.
‘’İşi kim idare ediyor?’’ Yani her şeyin hakimiyeti elinde olan, her şeyden kendisine sığınılan ancak, kendisine karşı kimseye sığınılmayan kimdir? Hükmünü bozacak hiç kimse yoktur. Başkaları yaptıklarından sorulurken yaptığından sorulmayan her şeyde yegane tasarruf sahibi ve tek hakim O’dur, Allah azze ve celle’dir. “Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir” Ulvi ve sufli tüm alemler ile onlarda bulunan melekler, insanlar ve cinler O’na muhtaçtır. O’nun kuludur, önünde boyunduruğu altındadır. Mekke müşrikleri rubibiyet tevhidini kabul etmelerine rağmen Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve selem onlarla savaşmış ve bu inançlarını yeterli görmemiştir. Eğer onlar bunu hakkıyla anlamış olsalardı, uluhiyyet tevhidini de kabul eder ve ibadeti sadece Allah’a yaparlardı. Çünkü onlar Allah’u Teala‘nın yaratan, rızıklandıran, dirilten ve öldüren olduğunu kabul etmişlerdi. Hal böyleyken nasıl olurda Allah’tan başkasına ibadet ederler ve ondan başkısını ilah edinirler?
Buradan tevhidin sadece bu türünü kabul etmenin bu inanca sahip olan kimsenin İslam’a girmesi için yeterli olmadığını öğrenmekteyiz.
Canı ve malı koruyacak şekilde İslam’a girmek ancak ‘’la ilahe illallah’’ı yerine getirmekle, yani sadece Allah’a ibadet etmekle olur.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem‘in “insanlar Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed‘in Allah’ın Rasulu olduğuna şehadet edene kadar onlarla savaşmakta emrolundum.’’ sözleri bu durumu göstermektedir.
Bununla, Nebi ve ümmetleri arasındaki ihtilafın uluhiyyet tevhidi hususunda baş gösterdiği açıklık kazanmaktadır. Uluhiyyet tevhidi ise ibadetlerin tüm çeşitleriyle, yalnızca Allah’a has kılınmasıdır.
وَإِذَا غَشِيَهُم مَّوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ
‘’Onları dağlar gibi bir dalga kapladığında dinlerini yalnız Allah’a halis kılanlar olarak ona dua ederler. Onları kurtarıp, karaya çıkınca onlardan kimileri orta yolu tutar. Ayetlerimizi ise çok gaddar ve çokça nankörlük edenden başkası bile bile inkar etmez‘’ (Lokman/32)
Sonra Allah azze ve celle: “Onları kurtarıp, karaya çıkınca onlardan kimileri orta yolu tutar’’ buyurmaktadır. Mücahid: Kafir olur diye açıklamıştır. O sanki burada ‘ muktasid: orta yolu tutan’’ lafzını inkar eden anlamı ile açıklanmıştır gibidir. Nitekim yüce Allah azze celle:
فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ
“ Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O’na ‘halis kılan gönülden bağlılar’ olarak, Allah’a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşarlar.’’ (Ankebut/65 )
buyurmaktadır. Şu anda çağımızda yaşayan Müslümanların durumları hiç iç açıcı değil. Ne tevhidi biliyorlar, ne ibadetin tanımını biliyorlar. Hem rububiyet tevhidinde, hem uluhiyet tevhidinde, hem de isim ve sıfat tevhidinde şirk koşuyorlar Mekke müşrikleri dara düşdüklerinde dini Allah’ a halis kılarak yanlızca Allah azze ve celle’den istiyor ona yalvarıyorlardı. Allah azze ve celle onları karaya çıkardığında onlar şirk koşuyorlardı yani sıkıntıdan kurtulduklarında. Şu andaki insanların çoğu dara düştüğünde medet ya gavs, medet ya Abdulkadir geylani, ya da medet ya Rasullullah diyorlar. Halbuki Allah azze ve celle den istenecek şeyleri insanlardan istemek şirktir. Ve o kişi ebedi cehenneme girer. Buhari’den gelen bir rivayette; Ebubekir radiyallahu anh a Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde hutbeye çıkıp “kim Muhammed’e ibadet ediyorsa Muhammed öldü. Kim Allah ‘a ibedet Allah diridir.’’ (Buhari) Allah Subhanehu Teala bizleri muhafaza etsin. Ayette rabbimizin haber verdiği gibi şu duruma düşeriz:
عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ
تَصْلَى نَارًا حَامِيَةً
“Amel işlemiş fakat boşuna yorulmuşlardır. Onlar kızgın ateşe gireceklerdir.’’ (Ğaşiye3-4)
قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا
“Deki: Amelleri bakımından en çok zarara uğrayanları size haber verelim.”(Kehf/103)
الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا
‘“Onlar o kimselerdir ki, dünya hayatında yaptıkları amelleri boşa gitmiştir. Üstelik kendilerinin muhakkak iyi iş yaptıklarını zannederler.” (Kehf-104)
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
A. Kadir GÖREN


Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.