LA İLAHE İLLALLAH’IN İKİ ESASI
Hamd ancak Allah içindir. Ona hamdeder Ondan yardım ve mağfiret diler ve O`na tevbe ederiz. Nefislerimizin şerrinden amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Allah kime hidayet etmişse onu kimse saptıramaz, kimi de saptırmışsa artık onu kimse hidayete iletemez. Sözün en güzeli Allah’ın kitabı, hidayetin en güzeli Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem‘in hidayeti, işlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkanlardır. “Size vaat edilen mutlaka gelecektir. Siz bunu önleyemezsiniz.” Bundan sonra;
Allah’u Tebareke ve Teala’nın Rasullerine ilk emri La İlahe İllallah’a çağırmaktır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Muaz bin Cebel radıyallahu anh’ı yemene gönderirken insanları çağıracağın ilk emir La İlahe İllallah olsun demiştir. İnsanlara abdesti namazı öğretmeden önce La İlahe İllallah’ın manasını, muktezasını öğretmek lazım. Nasıl ki bir insan abdestsiz namaz kıldığında namazı kabul olmaz ise, kişinin tevhidi ve imanı olmadan hiçbir ameli kabul olmaz. İlk önce insanlara imanın farzlarını, vaciplerini ve sünnetlerini öğretmek lazım.
Buhari’den gelen sahih bir rivayette, İbn Abbas radıyallahu anh şöyle demiştir: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Muaz’ı Yemen taraflarına vali olarak gönderince “Ey Muaz! Şimdi sen ehl-i kitap olan bir kavim üzerine gidiyorsun. Onları kendisini davet edeceğin ilk şey Allah’ı tevhid etmeleri birlemeleri olsun.” demiştir. (Buhari, 7372; Sahih)
Tevhid sözlükte herhangi bir şeyi “bir kılmak”anlamına gelen “vahhede” fiilinden türemiştir. İstilahi anlamı ise “Allah’u Teala’nın ibadette birlenmesi” demektir, yani fiilerimizle ibadeti Allah’a has kılmaktır.
Buhari ve Müslim’den gelen sahih bir rivayette, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet edilmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Mu’az b. Cebel radayallahu anh’ı Yemen’e davetçi olarak gönderirken ona şöyle buyurdu. Ehl-i Kitab’tan olan bir kavme gidiyorsun. Onları kendisine davet edeceğin ilk şey “La ilahe illallah” şehadetinde bulunmaları olsun.” (Buhari, 4347; Müslim; Sahih)
Nebi sallallahu ve selem Muaz b. Cebel radıyallahu anh’ı yemene gönderirken insanları ilk önce namaza, zekata ve ibadetlere davet ettirmemiştir. Çünkü Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e ilk emir “oku” emriydi. İnsanlara ilk emir ise La ilahe illallah’tır. Yani “Allah başka hak ilah yoktur” emridir. La ilahe illallah manası “La Ma’budu Bi Hakkın İllallah” yani Allah tan başka ibadeti hak eden mabud yoktur demektir.
Lâ İlâhe İllallâh ; Allah’dan başka Rab yoktur, Allah’dan başka yaratıcı yoktur,
Allah’dan başka kanun koyucu yoktur, DEMEK DEĞİLDİR. Lâ İlâhe İllallâh ; “Allah’dan başka HAK İLÂH/MA’BÛD yoktur” demektir. İLÂH, lugat âlimlerinin ittifâkıyla İBÂDET edilen MA’BÛD demektir.
İlim Ehli der ki; La İlahe İllallah sözü ile kastedilen, anlamını anlamaksızın onu sadece dille söylemek değildir. La İlahe İllallah’ın anlamını öğrenmek bir zorunluluktur. Anlamını bilmediğin halde onu söylediğinde hiç şüphesiz ki onun delalet ettiği hususa i’tikad etmiş olmazsın. Bilmediğin bir şeye nasıl i’tikad edebilirsin ki! O halde ona inanmış olabilmek için anlamını bilmen kesinlikle zorunludur. Böylece dilinle söylediğine kalbinle de inanmış olursun. Bu yüzden La İlahe İllallah’ın anlamını öğrenmek mutlak olarak gereklidir. Anlamını anlamaksızın onu sadece dille söylemeye gelince, bunun bir faydası yoktur.
Aynı şekilde kalp ile i’tikad ve dil ile söylemek de yeterli değildir. Bilakis muktezasıyla amel etmek de zorunludur. Bu da, ibadeti Allah’a halis kılmak ve Ondan başkasına ibadeti terk etmektir. O halde La İlahe İllallah söyleme, bilme ve amel etme kelimesidir. Yalnızca telaffuz kelimesi değildir.
Buhari’den gelen bir rivayette, Vehb İbnü’l-Münebbih rahimehullah’a soruldu: “Cennetin anahtarı La İlahe İllallah değil midir?” O şöyle cevap verdi: “Evet ancak her anahtarın mutlaka belli dişleri vardır. Belli dişleri olan anahtarı getirirsen kapı sana açılır. Aksi taktirde her anahtarla o kapı açılmaz.” (Buhari Cenaiz Bab-1)
“La İlahe İllallah” kelimesinin, söyleyen kimseye fayda verebilmesi için, bu kelimenin içerdiği mananın olumlu ve olumsuz yönlerinin açık bir şekilde bilinmesi gerekir. Bilmenin yanında kişi buna iman etmeli, kabullenmeli ve gereğiyle de amel etmelidir. İşte ancak bu durumda bu kelime kendisine fayda sağlayabilir. Kim de bu kelimeyi gerçekten ne anlama geldiğini bilmeden, inanmadan ve gereğiyle de amel etmeden söylerse, kendisi için hiçbir yararı yoktur.
Alimler bu kelimenin hangi anlamları içerdiğini bilmeden söyleyen kimselerin durumu ile ilgili olarak “açık bir cahillik”, böyle bir kimsenin kendisi için de “kara cahil” demişlerdir. Bu kelimeyi, içerdiği manayı bilmeden söylemek ancak ve ancak sahibinin aleyhinde bir delil olur. Başka bir şeye yaramaz!
La İlahe İllallah’ın Manası: Bu kelimenin manası; “Yalnızca Allah’a ibadet edin, O’ndan başkasına ibadette bulunmayın.” demektir. “Sırf red ve inkar, tevhid demek değildir. Aynı şekilde, red olmaksızın kabul de tek başına geçerli değildir. Çünkü tevhid, hem reddi ve hem de kabulü içerir. İşte gerçek anlamda tevhid budur.”
La İlahe İllallah’ın İki Esası: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile müşrikler arasındaki düşmanlığın sebebi: “La İlahe İllallah” kelimesidir. Bu kelime, biri reddi, diğeri kabulü içeren iki kısımdan oluşur: “La İlahe” ifadesinde, halkın ibadet ettikleri tüm ilahlara, putlara ve tağutlara red vardır. “İllallah” ifadesinde ise, Allah’ın ilahlığını ispat ve sadece ona ibadetin kabulü vardır.
La İlahe İllallah’ın ıstılah manası da, Allah’tan başka hakkıyla ibadet edilen ilah yoktur. İlah alçalıp boyun eğip mabud edinmekle ilah edinilendir. Öyle ki kalpler, sevgiyle, yüceltmeyle, korkuyla, tazimle, alçak gönüllülükle, ümit ve tevekkülle ona bağlanmakla ilah edinilir.
İbn Receb rahimehullah söyle demiştir: “İlah, yüceliği, sevgi ve muhabbetiyle korku ve ümidiyle kendisine güvenilen, tevekkül edilip dayanılarak kendisinden dua ve yakarışta bulunulan, itaat edilip isyan edilmeyendir. Bunların tümü ancak Aziz ve Celil olan Allah Subhanehu ve Teala’ya yaraşır.”
İbadet, muamelat ve bütün meselelerde Allah Tebareke ve Teala’nın hükümlerini kabul edip, beşeri kanunları, demokrasiyi, hinduizm’i, marksizmi, liberalizmi, kapitalist ve ne kadar beşeri sistem varsa onları reddetmek; insan ve cin şeytanlarının revaca çıkardığı bütün hurafeleri ve bidatleri ortadan kaldırmak bu kelimenin ameli gereklerindendir.
Allah’u Teala söyle buyuruyor:
“Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilaha ibadet etmeleri emrolundu. O’ndan başka İlah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” (Tevbe/31)
Tirmizi’den gelen rivayete göre, Adiyy b. Hatim radıyallahu anh’dan rivayete göre, şöyle demiştir: Boynumda altından bir haç olduğu halde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelmiştim. Buyurdu ki: “Ey Adiyy bu putu üzerinden at. Kendileri de Tevbe suresinin 31. ayeti okumakta idiler ve şöyle buyurdular: “Gerçi onlar haham ve Rahiblerine ibadet etmiyorlardı. Fakat onlar bir şeyi haram kıldılar mı, onu haram kabul ediyorlar. Helal kıldıklarını da helal sayıyorlardı. (İşte bu Allah’tan başkasını Rab edinmek demektir.” (Tirmizî, 3095; Hasen)
Allah azze ve celle’nin teşri ettiği hükümler dışında haram ve helal belirlemek, Allah azze ve celle’nin dışında Rab ve İlah edinmektir. Allah azze ve celle’nin Nebi sallallahu aleyhi ve sellem dışında haramı helal, helal’i de haram saymak küfürdür. Bu ayetlede sabittir; “Allah ve Rasulu’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen …” (Tevbe/29) Küfür olduğuna dair bu usulde bir kaidedir.
İlim ehli derki Hüküm koyma, La İlahe İllallah ‘ın gerçek manasının tamamını değil sadece bir cüzünü oluşturur. Çünkü ibadette şirk koşan bir kimsenin, şeriatın hükmünü kabul etmesinin bir faydası yoktur. Şayet La İlahe İllallah’ın manası onların zannettiği gibi olsaydı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile müşrikler arasında herhangi bir mücadele olmaz, onlar da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bağlanırlardı.
İlim ehli olmayan, ilim ehlinden de ders almayan bazı taifelerin La İlahe İllallah’ın sadece hüküm koyma ile tefsir etmeleri ilimsizliklerinin kıtlığındandır. Bu taifelerin La İlahe İllallah‘ın manasını şuurlarında ve akıllarında sadece hüküm koyma olarak algılamaları bir hastalıktır ve batıldır. Halbuki hüküm koyma La İlahe İllallah’ın sadece bir cüzünü oluşturur. Kelime-i Tevhidin tüm cüzlerini kapsamaz. “La İlahe İllallah” bu cümle tevhidin türlerini ya zimnen yada iltizamen içine alır. Çünkü “Allah’tan başka hak ilah olmadığına şahitlik ederim” diyen kimsenin bu sözü zihinde bununla uluhiyyet tevhidi diye isimlendirilen ibadet tevhidinin kast edildiğini ortaya koyar. Uluhiyyet tevhidi de rububiyyet tevhidini ihtiva eder. Çünkü sadece Allah’a ibadet eden herkes, O’nun rububiyyetini ikrar etmedikçe O’na ibadet etmez. Yine, isim ve sıfatların tevhidini de ihtiva eder. Çünkü insan ancak, isimleri ve sıfatları ile bildikten sonra ibadete O’nun layık olduğunu bilip Allah’a ibadet eder. (İbni Useymin)
Müslim’in gelen sahih bir rivayette; Ebu Abdullah Tarık b. Eslem radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kim ‘la ilahe illallah’ derse ve Allah dışında ibadet edilen şeyleri inkar ederse malı ve kanı haram olur. Hesabı da Allah Teala’ya aittir.” (Müslim, 23; Sahih)
Müslim’in gelen diğer sahih bir rivayetinde; Ebu Abdullah Tarık b. Eslem radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’ı tevhid ederse” sonra hadisi aynen zikretti.” (Müslim, İman, 8; Sahih)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu hadisle ispat ile kalmıyor, hem reddi hem de ispatı bir arada zikrediyor. Red tek başına tevhid değildir. İspat’ta tek başına tevhid değildir. Hem red olacak, hem de ispat olacak ki tevhid olsun. Günümüzün insanlarının çoğunluğunda tevhid sadece red üzere kuruludur. İspat etmeye gelince tevhidi ispat edemezler. Çünkü bu şahısların akide konusunda bir usülleri yoktur. Usülleri ilimsiz ve cahilhanedir. “La ilahe illallah” diyenin de canı ve malı haram olmuştur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyurmuştur. “Bize düşen de zahire göre amel etmektir.”
Buhari ve Müslim’den gelen sahih bir rivayette; İbn Ömer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulu olduğuna şahitlik edinceye, namaz kılıncaya ve zekat verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Şayet bunu yaparlarsa İslam’ın hakkı hariç kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar, hesaplarını görmek ise Allah’a aittir.” (Buhari, 25; Müslim, İman, 22; Sahih)
Buhari ve Müslim’den gelen sahih bir rivayette, Ebu Hureyre radıyallahu anh kendisine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Ben insanlarla la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. La ilahe illallah diyen bana karşı malını ve canını onun hakkı ile olması müstesna korumuş olur, hesabını görmek de Allah’a aittir.” (Buhari, 1399; Müslim iman, Nesai 2442; Ebu Davud, 1556; Tİrmizi, 2607; Sahih)
Müslim’den gelen sahih bir rivayette; Enes b. Malik radıyallahu anh’dan rivayete göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bu insanlarla Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed sallallahu aleyhi ve ve sellem’in onun kulu ve Rasulu olduğuna şehadet edinceye, bizim kıblemize dönünceye, bizim kestiğimizi yiyinceye, bizim namazımızı kılıncaya kadar savaşmam emredildi. Bunları yaptıkları takdirde canları ve malları bize haram olur.” (Müslim, iman 8; Tirmizi, 2606; Sahih)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem “İnsanlarla La İlahe İllallah deyip, namaz kılıp, zekat verinceye kadar savaşmakla emrolundum.” buyurmuştur. La İlahe İllallah deyipte, namaz kılmayıp, zekat vermeyenlerle savaşılır ve nitekim Ebu Bekir radıyallahu anh’da zekat vermeyenler ile savaşmıştır. Namaz kılmayan ve zekat vermeyenlerin canı ve malı koruma altında değildir.
Müslim’den gelen sahih bir rivayette, Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan, o Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle buyurduğunu nakletti: “Allah’tan başka hak İlah olmadığına şahadet edinceye ve bana ve benim getirdiklerime iman edinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yerine getirecek olurlarsa kanlarını ve mallarını onun hakkıyla olması dışında bana karşı korumuş olurlar. Hesaplarını görmek ise Allah’a aittir.” (Müslim, İman.8; Sahih)
Buradaki hadiste Nebi sallallahu aleyhi ve sellem “bana ve benim getirdiklerime iman edinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.” buyurmuştur. Her kim Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine iman etmezse Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’i inkar edip, İman dairesinin dışına çıkmış olur.
Buhari’den gelen sahih bir rivayette; İtban b. Malik radıyallahu anh’dan; Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Şüphe yok ki Allah, Allah’ın vechini (yüzünü) arzulayarak la ilahe illallah diyen kimseye ateşi haram kılmıştır.”(Buhari, 5401; Sahih)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği gibi her kim Allah azze ve celle’nin yüzünü isteyerek La İlahe İllallah derse, Allah azze ve celle ona ateşi haram kılmıştır. Ve onu kurtulan kişilerden kılmıştır.
Buhari’den gelen sahih bir rivayette; Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle nakletmiştir. “Kıyamet gününde insanlar içinde şefaatime en ziyade mazhar olacak kimse kalbinden ve gönlünden ihlas ve samimi olarak ‘La ilahe illallah’ diyen kimsedir” buyurdu.” (Buhari, 6570; Sahih)
Her kim samimi ve ihlasla La İlahe İllallah derse, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ona şefaat edeceğini, ahirette mutlu kişilerden olacağını Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bize haber vermektedir.
Buhari ve Müslim’den gelen sahih bir rivayette; Enes bin Malik radıyallahu anh’dan, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem: “Kalbinde bir arpa miktarı hayır bulunup da “La ilahe illallah” diyen kimse cehennemden çıkar. Kalbinde bir buğday miktarı hayır olup da “La ilahe illallah” diyen kimse de cehennemden çıkar. Kalbinde bir zerre miktarı dahi hayır olup da “La ilahe illallah” diyen de Cehennemden çıkar.” buyurmuştur. (Buhari, 44, Müslim, İman; Sahih)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği gibi bu ümmetin büyük günah işleyenlerin, asilerin ve zalimlerin kelime-i tevhid üzere öldüklerinde cehennemde ebedi kalmayacaklardır. Bunun şartı imanlarını şirke ve küfüre bulaştırmamalarıdır.
Müslim’den gelen sahih bir rivayette; Osman radıyallahu anh’dan şöyle dediğini nakletti: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Her kim Allah’tan başka ilah olmadığını bildiği halde ölürse cennete girer.” (Müslim, iman; Sahih)
Her kim “Allah’tan başka hak ilah yoktur” bilerek, inanarak ve amel ederek ölürse cennete girer.
Müslim’den gelen sahih bir rivayette; Ebu Said radıyallahu anh’dan, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. “Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve benim Allah’ın Rasulü olduğuma şahitlik ederse ve bir kul bunlarda şüphe etmeyerek bunlarla Allah’ın huzuruna çıkacak olursa asla cennete girmekten alıkonulmaz.” (Müslim, İman; Sahih)
Her kim İman edip, imanında şüpheye düşmeyen sadık bir şekilde, istikamet üzere, imanına şirk ve küfür bulaştırmadan ölürse cennette girmekten engellenmez. Dilediği kapıdan da girer.
Buhari ve Müslim’den gelen sahih bir rivayette; Ubade b. es-Samit radıyallahu anh; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kim Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in de Allah’ın Rasulu olduğuna şahidlik ederse Allah Cehennem ateşini ona haram kılar.” (Buharî, 42; Müslim, İman, Tirmizi, 2638; Sahih)
Ebu Davud’dan gelen sahih bir rivayette; Muaz bin Cebel radıyallahu anh’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; “Kim son sözü Allah’tan başka hak ilah yoktur kelimesi olursa cennete girer.” (Ebu Davud, 3116; Sahih)
Her kimin son sözü La İlahe İllallah olursa Allah azze ve celle o kişiyi cennete koyar. Rasuller insanlara tebliğ ettiklerinde, insanlar Rasullere cevap vererek onlara karşı durmuşlardır. Allah azze ve celle’nin ayetlerde haber verdiği gibi Rasullere muhalefet edip onlarla savaşıp, kimini yurtlarından etmişlerdir, kimini de öldürmüşlerdir. Asrımızın kafirleri ve müşrikleri’nin eski kafir ve müşriklerden farkları yoktur. “Çünkü onlara: Allah’tan başka hak ilah yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.” (Saffat/35) “Mecnun bir şair için biz ilahlarımızı bırakacak mıyız? derlerdi. “(Saffat/36) “Böyle iken onlara ne oluyor ki, adeta arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (hala) öğütten yüz çeviriyorlar? ”(Müddesir/49-50-51) Allah azze ve celle’ye hamd, Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem’e, O’nun ailesine ve ashabına salat ve selam olsun.
A.Kadir GörenLA İLAHE İLLALLAH’IN İKİ ESASI
Hamd ancak Allah içindir. Ona hamdeder Ondan yardım ve mağfiret diler ve O`na tevbe ederiz. Nefislerimizin şerrinden amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Allah kime hidayet etmişse onu kimse saptıramaz, kimi de saptırmışsa artık onu kimse hidayete iletemez. Sözün en güzeli Allah’ın kitabı, hidayetin en güzeli Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem‘in hidayeti, işlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkanlardır. “Size vaat edilen mutlaka gelecektir. Siz bunu önleyemezsiniz.” Bundan sonra;
Allah’u Tebareke ve Teala’nın Rasullerine ilk emri La İlahe İllallah’a çağırmaktır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Muaz bin Cebel radıyallahu anh’ı yemene gönderirken insanları çağıracağın ilk emir La İlahe İllallah olsun demiştir. İnsanlara abdesti namazı öğretmeden önce La İlahe İllallah’ın manasını, muktezasını öğretmek lazım. Nasıl ki bir insan abdestsiz namaz kıldığında namazı kabul olmaz ise, kişinin tevhidi ve imanı olmadan hiçbir ameli kabul olmaz. İlk önce insanlara imanın farzlarını, vaciplerini ve sünnetlerini öğretmek lazım.
Buhari’den gelen sahih bir rivayette, İbn Abbas radıyallahu anh şöyle demiştir: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Muaz’ı Yemen taraflarına vali olarak gönderince “Ey Muaz! Şimdi sen ehl-i kitap olan bir kavim üzerine gidiyorsun. Onları kendisini davet edeceğin ilk şey Allah’ı tevhid etmeleri birlemeleri olsun.” demiştir. (Buhari, 7372; Sahih)
Tevhid sözlükte herhangi bir şeyi “bir kılmak”anlamına gelen “vahhede” fiilinden türemiştir. İstilahi anlamı ise “Allah’u Teala’nın ibadette birlenmesi” demektir, yani fiilerimizle ibadeti Allah’a has kılmaktır.
Buhari ve Müslim’den gelen sahih bir rivayette, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet edilmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Mu’az b. Cebel radayallahu anh’ı Yemen’e davetçi olarak gönderirken ona şöyle buyurdu. Ehl-i Kitab’tan olan bir kavme gidiyorsun. Onları kendisine davet edeceğin ilk şey “La ilahe illallah” şehadetinde bulunmaları olsun.” (Buhari, 4347; Müslim; Sahih)
Nebi sallallahu ve selem Muaz b. Cebel radıyallahu anh’ı yemene gönderirken insanları ilk önce namaza, zekata ve ibadetlere davet ettirmemiştir. Çünkü Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e ilk emir “oku” emriydi. İnsanlara ilk emir ise La ilahe illallah’tır. Yani “Allah başka hak ilah yoktur” emridir. La ilahe illallah manası “La Ma’budu Bi Hakkın İllallah” yani Allah tan başka ibadeti hak eden yoktur demektir.
İlim Ehli der ki; La İlahe İllallah sözü ile kastedilen, anlamını anlamaksızın onu sadece dille söylemek değildir. La İlahe İllallah’ın anlamını öğrenmek bir zorunluluktur. Anlamını bilmediğin halde onu söylediğinde hiç şüphesiz ki onun delalet ettiği hususa i’tikad etmiş olmazsın. Bilmediğin bir şeye nasıl i’tikad edebilirsin ki! O halde ona inanmış olabilmek için anlamını bilmen kesinlikle zorunludur. Böylece dilinle söylediğine kalbinle de inanmış olursun. Bu yüzden La İlahe İllallah’ın anlamını öğrenmek mutlak olarak gereklidir. Anlamını anlamaksızın onu sadece dille söylemeye gelince, bunun bir faydası yoktur.
Aynı şekilde kalp ile i’tikad ve dil ile söylemek de yeterli değildir. Bilakis muktezasıyla amel etmek de zorunludur. Bu da, ibadeti Allah’a halis kılmak ve Ondan başkasına ibadeti terk etmektir. O halde La İlahe İllallah söyleme, bilme ve amel etme kelimesidir. Yalnızca telaffuz kelimesi değildir.
Buhari’den gelen bir rivayette, Vehb İbnü’l-Münebbih rahimehullah’a soruldu: “Cennetin anahtarı La İlahe İllallah değil midir?” O şöyle cevap verdi: “Evet ancak her anahtarın mutlaka belli dişleri vardır. Belli dişleri olan anahtarı getirirsen kapı sana açılır. Aksi taktirde her anahtarla o kapı açılmaz.” (Buhari Cenaiz Bab-1)
“La İlahe İllallah” kelimesinin, söyleyen kimseye fayda verebilmesi için, bu kelimenin içerdiği mananın olumlu ve olumsuz yönlerinin açık bir şekilde bilinmesi gerekir. Bilmenin yanında kişi buna iman etmeli, kabullenmeli ve gereğiyle de amel etmelidir. İşte ancak bu durumda bu kelime kendisine fayda sağlayabilir. Kim de bu kelimeyi gerçekten ne anlama geldiğini bilmeden, inanmadan ve gereğiyle de amel etmeden söylerse, kendisi için hiçbir yararı yoktur.
Alimler bu kelimenin hangi anlamları içerdiğini bilmeden söyleyen kimselerin durumu ile ilgili olarak “açık bir cahillik”, böyle bir kimsenin kendisi için de “kara cahil” demişlerdir. Bu kelimeyi, içerdiği manayı bilmeden söylemek ancak ve ancak sahibinin aleyhinde bir delil olur. Başka bir şeye yaramaz!
La İlahe İllallah’ın Manası: Bu kelimenin manası; “Yalnızca Allah’a ibadet edin, O’ndan başkasına ibadette bulunmayın.” demektir. “Sırf red ve inkar, tevhid demek değildir. Aynı şekilde, red olmaksızın kabul de tek başına geçerli değildir. Çünkü tevhid, hem reddi ve hem de kabulü içerir. İşte gerçek anlamda tevhid budur.”
La İlahe İllallah’ın İki Esası: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile müşrikler arasındaki düşmanlığın sebebi: “La İlahe İllallah” kelimesidir. Bu kelime, biri reddi, diğeri kabulü içeren iki kısımdan oluşur: “La İlahe” ifadesinde, halkın ibadet ettikleri tüm ilahlara, putlara ve tağutlara red vardır. “İllallah” ifadesinde ise, Allah’ın ilahlığını ispat ve sadece ona ibadetin kabulü vardır.
La İlahe İllallah’ın ıstılah manası da, Allah’tan başka hakkıyla ibadet edilen ilah yoktur. İlah alçalıp boyun eğip mabud edinmekle ilah edinilendir. Öyle ki kalpler, sevgiyle, yüceltmeyle, korkuyla, tazimle, alçak gönüllülükle, ümit ve tevekkülle ona bağlanmakla ilah edinilir.
İbn Receb rahimehullah söyle demiştir: “İlah, yüceliği, sevgi ve muhabbetiyle korku ve ümidiyle kendisine güvenilen, tevekkül edilip dayanılarak kendisinden dua ve yakarışta bulunulan, itaat edilip isyan edilmeyendir. Bunların tümü ancak Aziz ve Celil olan Allah Subhanehu ve Teala’ya yaraşır.”
İbadet, muamelat ve bütün meselelerde Allah Tebareke ve Teala’nın hükümlerini kabul edip, beşeri kanunları, demokrasiyi, hinduizm’i, marksizmi, liberalizmi, kapitalist ve ne kadar beşeri sistem varsa onları reddetmek; insan ve cin şeytanlarının revaca çıkardığı bütün hurafeleri ve bidatleri ortadan kaldırmak bu kelimenin ameli gereklerindendir.
Allah’u Teala söyle buyuruyor:
“Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilaha ibadet etmeleri emrolundu. O’ndan başka İlah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” (Tevbe/31)
Tirmizi’den gelen rivayete göre, Adiyy b. Hatim radıyallahu anh’dan rivayete göre, şöyle demiştir: Boynumda altından bir haç olduğu halde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelmiştim. Buyurdu ki: “Ey Adiyy bu putu üzerinden at. Kendileri de Tevbe suresinin 31. ayeti okumakta idiler ve şöyle buyurdular: “Gerçi onlar haham ve Rahiblerine ibadet etmiyorlardı. Fakat onlar bir şeyi haram kıldılar mı, onu haram kabul ediyorlar. Helal kıldıklarını da helal sayıyorlardı. (İşte bu Allah’tan başkasını Rab edinmek demektir.” (Tirmizî, 3095; Hasen)
Allah azze ve celle’nin teşri ettiği hükümler dışında haram ve helal belirlemek, Allah azze ve celle’nin dışında Rab ve İlah edinmektir. Allah azze ve celle’nin Nebi sallallahu aleyhi ve sellem dışında haramı helal, helal’i de haram saymak küfürdür. Bu ayetlede sabittir; “Allah ve Rasulu’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen …” (Tevbe/29) Küfür olduğuna dair bu usulde bir kaidedir.
İlim ehli derki Hüküm koyma, La İlahe İllallah ‘ın gerçek manasının tamamını değil sadece bir cüzünü oluşturur. Çünkü ibadette şirk koşan bir kimsenin, şeriatın hükmünü kabul etmesinin bir faydası yoktur. Şayet La İlahe İllallah’ın manası onların zannettiği gibi olsaydı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile müşrikler arasında herhangi bir mücadele olmaz, onlar da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bağlanırlardı.
İlim ehli olmayan, ilim ehlinden de ders almayan bazı taifelerin La İlahe İllallah’ın sadece hüküm koyma ile tefsir etmeleri ilimsizliklerinin kıtlığındandır. Bu taifelerin La İlahe İllallah‘ın manasını şuurlarında ve akıllarında sadece hüküm koyma olarak algılamaları bir hastalıktır ve batıldır. Halbuki hüküm koyma La İlahe İllallah’ın sadece bir cüzünü oluşturur. Kelime-i Tevhidin tüm cüzlerini kapsamaz. “La İlahe İllallah” bu cümle tevhidin türlerini ya zimnen yada iltizamen içine alır. Çünkü “Allah’tan başka hak ilah olmadığına şahitlik ederim” diyen kimsenin bu sözü zihinde bununla uluhiyyet tevhidi diye isimlendirilen ibadet tevhidinin kast edildiğini ortaya koyar. Uluhiyyet tevhidi de rububiyyet tevhidini ihtiva eder. Çünkü sadece Allah’a ibadet eden herkes, O’nun rububiyyetini ikrar etmedikçe O’na ibadet etmez. Yine, isim ve sıfatların tevhidini de ihtiva eder. Çünkü insan ancak, isimleri ve sıfatları ile bildikten sonra ibadete O’nun layık olduğunu bilip Allah’a ibadet eder. (İbni Useymin)
Müslim’in gelen sahih bir rivayette; Ebu Abdullah Tarık b. Eslem radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kim ‘la ilahe illallah’ derse ve Allah dışında ibadet edilen şeyleri inkar ederse malı ve kanı haram olur. Hesabı da Allah Teala’ya aittir.” (Müslim, 23; Sahih)
Müslim’in gelen diğer sahih bir rivayetinde; Ebu Abdullah Tarık b. Eslem radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’ı tevhid ederse” sonra hadisi aynen zikretti.” (Müslim, İman, 8; Sahih)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu hadisle ispat ile kalmıyor, hem reddi hem de ispatı bir arada zikrediyor. Red tek başına tevhid değildir. İspat’ta tek başına tevhid değildir. Hem red olacak, hem de ispat olacak ki tevhid olsun. Günümüzün insanlarının çoğunluğunda tevhid sadece red üzere kuruludur. İspat etmeye gelince tevhidi ispat edemezler. Çünkü bu şahısların akide konusunda bir usülleri yoktur. Usülleri ilimsiz ve cahilhanedir. “La ilahe illallah” diyenin de canı ve malı haram olmuştur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyurmuştur. “Bize düşen de zahire göre amel etmektir.”
Buhari ve Müslim’den gelen sahih bir rivayette; İbn Ömer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulu olduğuna şahitlik edinceye, namaz kılıncaya ve zekat verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Şayet bunu yaparlarsa İslam’ın hakkı hariç kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar, hesaplarını görmek ise Allah’a aittir.” (Buhari, 25; Müslim, İman, 22; Sahih)
Buhari ve Müslim’den gelen sahih bir rivayette, Ebu Hureyre radıyallahu anh kendisine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Ben insanlarla la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. La ilahe illallah diyen bana karşı malını ve canını onun hakkı ile olması müstesna korumuş olur, hesabını görmek de Allah’a aittir.” (Buhari, 1399; Müslim iman, Nesai 2442; Ebu Davud, 1556; Tİrmizi, 2607; Sahih)
Müslim’den gelen sahih bir rivayette; Enes b. Malik radıyallahu anh’dan rivayete göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bu insanlarla Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed sallallahu aleyhi ve ve sellem’in onun kulu ve Rasulu olduğuna şehadet edinceye, bizim kıblemize dönünceye, bizim kestiğimizi yiyinceye, bizim namazımızı kılıncaya kadar savaşmam emredildi. Bunları yaptıkları takdirde canları ve malları bize haram olur.” (Müslim, iman 8; Tirmizi, 2606; Sahih)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem “İnsanlarla La İlahe İllallah deyip, namaz kılıp, zekat verinceye kadar savaşmakla emrolundum.” buyurmuştur. La İlahe İllallah deyipte, namaz kılmayıp, zekat vermeyenlerle savaşılır ve nitekim Ebu Bekir radıyallahu anh’da zekat vermeyenler ile savaşmıştır. Namaz kılmayan ve zekat vermeyenlerin canı ve malı koruma altında değildir.
Müslim’den gelen sahih bir rivayette, Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan, o Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle buyurduğunu nakletti: “Allah’tan başka hak İlah olmadığına şahadet edinceye ve bana ve benim getirdiklerime iman edinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yerine getirecek olurlarsa kanlarını ve mallarını onun hakkıyla olması dışında bana karşı korumuş olurlar. Hesaplarını görmek ise Allah’a aittir.” (Müslim, İman.8; Sahih)
Buradaki hadiste Nebi sallallahu aleyhi ve sellem “bana ve benim getirdiklerime iman edinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.” buyurmuştur. Her kim Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine iman etmezse Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’i inkar edip, İman dairesinin dışına çıkmış olur.
Buhari’den gelen sahih bir rivayette; İtban b. Malik radıyallahu anh’dan; Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Şüphe yok ki Allah, Allah’ın vechini (yüzünü) arzulayarak la ilahe illallah diyen kimseye ateşi haram kılmıştır.”(Buhari, 5401; Sahih)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği gibi her kim Allah azze ve celle’nin yüzünü isteyerek La İlahe İllallah derse, Allah azze ve celle ona ateşi haram kılmıştır. Ve onu kurtulan kişilerden kılmıştır.
Buhari’den gelen sahih bir rivayette; Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle nakletmiştir. “Kıyamet gününde insanlar içinde şefaatime en ziyade mazhar olacak kimse kalbinden ve gönlünden ihlas ve samimi olarak ‘La ilahe illallah’ diyen kimsedir” buyurdu.” (Buhari, 6570; Sahih)
Her kim samimi ve ihlasla La İlahe İllallah derse, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ona şefaat edeceğini, ahirette mutlu kişilerden olacağını Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bize haber vermektedir.
Buhari ve Müslim’den gelen sahih bir rivayette; Enes bin Malik radıyallahu anh’dan, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem: “Kalbinde bir arpa miktarı hayır bulunup da “La ilahe illallah” diyen kimse cehennemden çıkar. Kalbinde bir buğday miktarı hayır olup da “La ilahe illallah” diyen kimse de cehennemden çıkar. Kalbinde bir zerre miktarı dahi hayır olup da “La ilahe illallah” diyen de Cehennemden çıkar.” buyurmuştur. (Buhari, 44, Müslim, İman; Sahih)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği gibi bu ümmetin büyük günah işleyenlerin, asilerin ve zalimlerin kelime-i tevhid üzere öldüklerinde cehennemde ebedi kalmayacaklardır. Bunun şartı imanlarını şirke ve küfüre bulaştırmamalarıdır.
Müslim’den gelen sahih bir rivayette; Osman radıyallahu anh’dan şöyle dediğini nakletti: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Her kim Allah’tan başka ilah olmadığını bildiği halde ölürse cennete girer.” (Müslim, iman; Sahih)
Her kim “Allah’tan başka hak ilah yoktur” bilerek, inanarak ve amel ederek ölürse cennete girer.
Müslim’den gelen sahih bir rivayette; Ebu Said radıyallahu anh’dan, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. “Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve benim Allah’ın Rasulü olduğuma şahitlik ederse ve bir kul bunlarda şüphe etmeyerek bunlarla Allah’ın huzuruna çıkacak olursa asla cennete girmekten alıkonulmaz.” (Müslim, İman; Sahih)
Her kim İman edip, imanında şüpheye düşmeyen sadık bir şekilde, istikamet üzere, imanına şirk ve küfür bulaştırmadan ölürse cennette girmekten engellenmez. Dilediği kapıdan da girer.
Buhari ve Müslim’den gelen sahih bir rivayette; Ubade b. es-Samit radıyallahu anh; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kim Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in de Allah’ın Rasulu olduğuna şahidlik ederse Allah Cehennem ateşini ona haram kılar.” (Buharî, 42; Müslim, İman, Tirmizi, 2638; Sahih)
Ebu Davud’dan gelen sahih bir rivayette; Muaz bin Cebel radıyallahu anh’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; “Kim son sözü Allah’tan başka hak ilah yoktur kelimesi olursa cennete girer.” (Ebu Davud, 3116; Sahih)
Her kimin son sözü La İlahe İllallah olursa Allah azze ve celle o kişiyi cennete koyar. Rasuller insanlara tebliğ ettiklerinde, insanlar Rasullere cevap vererek onlara karşı durmuşlardır. Allah azze ve celle’nin ayetlerde haber verdiği gibi Rasullere muhalefet edip onlarla savaşıp, kimini yurtlarından etmişlerdir, kimini de öldürmüşlerdir. Asrımızın kafirleri ve müşrikleri’nin eski kafir ve müşriklerden farkları yoktur. “Çünkü onlara: Allah’tan başka hak ilah yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.” (Saffat/35) “Mecnun bir şair için biz ilahlarımızı bırakacak mıyız? derlerdi. “(Saffat/36) “Böyle iken onlara ne oluyor ki, adeta arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (hala) öğütten yüz çeviriyorlar? ”(Müddesir/49-50-51) Allah azze ve celle’ye hamd, Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem’e, O’nun ailesine ve ashabına salat ve selam olsun.
A.Kadir Gören
El-İLAH
الحمدالله رب العالمين و الصلاةو السلام على اشرف الانبياء والمرسلين اما بعد
Hamd alemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam gönderilmiş bütün nebilere olsun. Bundan sonra;
لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
“ Andolsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine gönderdik de dedi ki:”Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.”(Araf/59)
وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُوداً قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلاَ تَتَّقُونَ
“ Ad kavmine de kardeşleri Hud’u gönderdik. O, dedi ki:”Ey kavmim! Allah’a ibadet edin sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hala sakınmayacak mısınız? ”(Araf/65)
وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ
“Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki:”Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur.”(Araf/73)
وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ
“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. ” (Araf/85)
الله
Allah bu ismi lafzatullah Allah azze ve celle’nin ismi, bütün mükemmellik ve yücelik sıfatlarını kendisinde toplayan bir isimdir. Esma-i husnanın da tamamı bu isme dahildir. Bu sebeple “Allah isminin aslı “el-ilah”’tan türemedir. Camit (donuk) değildir ve tercih edilen görüşe göre muştaktır (türemedir). Allah ismi bütün güzel isimlerle yüce sıfatları kendisinde toplamıştır. ”Allah Teala şöyle buyurmuştur: ”Allah ancak tek bir ilahtır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisa /171)
İlah sözcüğüne gelince Araplar, bunu Lat da dahil tüm mabudlarına; ibadet ettikleri tüm putlara isim yapmışlardır. Kendisini bir mabud edindikleri için ‘güneşi’ de ilaheten kendisine ibadet edilen diye adlandırmışlardır. İlah kelimesinin manası arap dilinde elehe, ye’lehu, ilahaten, uluheten, uluhiyyeten kökünden gelir. Kendisine ibadet olunan Meluh yanı mabud kendisine ibadet edilendir. Kendisine ibadet edilen , kendisine boyun eğildiği, kendisinden korkulduğu, kendisinin sevildiği, kendisine tevekkül edildiği hak İlah’dır.
İlah, kalplerin kendisine boyun eğdiği mabud demektir. Onun ilahlığa layık oluşu kemal sıfatların kendisinde bulunmasını gerektirir. Bizzat mabud olmaya ve sevilmeye ancak O layıktır. O’nun rızasının kastedilmediği her amel, batıldır. O’ndan başkasına ibadet etmek ve O’ndan başkasını sevmek fesada yol açar. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:
‘’Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı , yer ve gök (bunların düzeni) kesinlikle bozulup giderdi. Arşın sahibi olan Allah , onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.’’(Enbiya /22)
La ilahe illallah demek, ‘’ Allah’tan başka hak mabud yok’’ demektir. Yoksa ‘’Allah’tan başka yaratıcı ve hüküm koyucu yok’’ demek değildir. Fakat bu manayı da ihtiva eder. Aynı şekilde o,’’Allah’tan başka mabud ibadet edilen yoktur’’ demek de değildir. Çünkü bu da vakıaya aykırıdır; zira batıl pek çok mabudun varlığı bir realitedir. İnsanların bazıları melekleri ilah edinir bazıları cinleri ilah edinir, bazıları Rasulleri ilah edinir, bazıları puta tapar, bazıları ineği ilah edinir, bazıları Allah’ın veli kulları diye ileri sürdeklerini ilah edinir. Kimisi de hevasını ilah edinir Allah’ın kitabı’nı ve Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini inkar eder.
‘’Çünkü onlara :’Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur’denildiği zaman büyüklük taslarlar :’Deli bir şair için ilahlarımızı mı bırakacağız?’ derlerdi’’(Saffat /35-36)
“İlahınız bir tek Allah’tır. Ondan başka İlâh yoktur. O, Rahmandır, Rahimdir.”(Bakara/163)
Allah azze ve celle kendisinin yegâne İlah olup hiçbir ortak ve denginin bulunmadığını; tek, eşsiz, benzersiz, kimseye muhtaç olmayan ve kendinden başka hiçbir hak İlah bulunmayan Allah olup, Rahman ve Rahim’in kendisi olduğunu haber veriyor
‘’O’ndan başka hak ilah yoktur’’buyruğu, nefiy ve isbattır. Bunun “La ilahe” ifadesinde, halkın ibadet ettikleri tüm ilahlara, putlara ve tağutlara red vardır. “İllallah” ifadesinde ise, Allah’ın ilahlığını ispat ve sadece ona ibadetin kabulü vardır. La ilahe ilallah manası Allah’tan başka hak mab’ud yoktur.
“Allah; iki ilah edinmeyin. O ancak tek bir ilahtır. Onun için yalnız benden korkun, buyurdu.”(Nahl/ 51)
Allah azze ve celle kendisinden başka hiçbir ilah olmadığını, Ona ortak koşmaksızın bir ve tek olarak yalnızca Ona ibadet etmek gerektiğini bildirmektedir. Çünkü her şeyin maliki, yaratıcısı ve Rabbi Odur.
“Senden önce gönderdiğimiz Rasullerimize sor: Rahman’dan başka ibadet edilecek ilahlar kılmışmıyız.”(Zuhruf /45 )
“Senden önce gönderdiğimiz Rasullerimize sor: Rahman’dan başka ibadet edilecek ilahlar kılmış mıyız?” ki, müşriklerin bu hususta Rasullerden birisine uyduklarını ileri sürecekleri bir tür delilleri olabilir mi?
Eğer sen onlara bunu soracak ve durumları hakkında bilgi edinmek isteyecek olursan, o Rasullerden hiçbir kimsenin Allah ile birlikte başka bir ilah edinmeye davet ettiğini göremeyeceksin. İlkinden sonuncusuna kadar bütün Rasuller, Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın bir ve tek olarak ibadet etmeye çağırmışlardır. Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki Biz her ümmet arasında: Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının, diyen bir Rasul göndermişizdir.” (en-Nahl, //36)
Allah’ın gönderdiği her bir Nebiye: Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur, demiştir. İşte bu, müşriklerin şirklerine dair hiç bir delilin bulunmadığını, ister sağlıklı akli delil, ister Rasullerden gelmiş naklî delillerinin olmadığını göstermektedir.
Buharinin sahih gelen hadis de; İbn Mes’ud radiyallahu anh Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem‘ in şöyle dediğini nakletmiştir:’’Kim ibadette Allah’tan başka Ona denk yaptığı bir başkasını dua ile çağırıp durduğu halde ölürse cehenneme girer. (Buhari. 4497; Sahih)
Sırf red ve inkar , tevhid demek değildir. Aynı şekilde redde inkar olmaksızın kabul de tek başına geçerli değildir. Çünkü tevhid, hem reddi ve hemde kabulu içerir. İşte gerçek anlamda tevhid budur.
‘’Bunun sebebi şudur: Çünkü Allah hakkın ta kendisidir.Ondan başka onların çağırdıkları ise batıldır ve muhakkak Allah çok yücedir; çok büyüktür.’’(Lokman /30)
Bütün Rasullerin çağrısı Tevhidî İbade yani ibadet tevhidine çağırmaktı. Bu tevhidi gerçekleştirenler cennete girer , Bunu gerçekleştirmiyenler ebedi cehennemin azabına mustahak olur. Allah’u Subhanehu Te’ala bizi şirkden ve küfürden muhafaza etsin.
A.Kadir Gören
MARİFETUL İSPAT RUBUBİYET TEVİHİDİ
الحمدالله رب العالمين و الصلاةو السلام على اشرف الانبياء والمرسلين اما بعد
Hamd alemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam gönderilmiş bütün nebilere olsun.
Allah azze ve celle’nin Rabb İsmi Allah azze ve celle’nin güzel isimlerinden biri. Sözlükte “Rabb” kelimesi malik, yaratıcı, sahib, bir şeyi ıslah eden terbiye eden, efendi anlamlarını ifade etmektedir.
İbnul Enbari’ye göre Rabblık, yani bir şeyin Rabbi olmak üç manaya gelir:
- Malik olmak; yani tasarruflu kudreti altında bulunan her şeyin yegane idarecisi olmak. İşte sadece o Rabb, bütün onların sahibi yöneticisi ve istediği gibi ilmine ve iradesine uygun olarak tasarrufta bulunandır.
- Seyyid; Kendine itaat edilecek boyun eğilecek efendi anlamını da ifade eden Rabb Kuran-ı Kerim’deki “Mevla” kelimesiyle eş anlamlıdır. Yine o Rabb kendisine itaat edilecek emirlerine uyulup yasaklarından uzak durulacak yegane tek efendi anlamına gelir.
- Mürebbi; islah eden, arıtıp, saflaştırıp, olgunlaştıran anlamındadır. Yani o Rabb, her şeyi düzelten, sivrilikleri çıkıntıları tesviye eden, tam bir şekilde halden hale geçirerek düzenleyen terbiye edendir. Bilindiği Rabb kelimesinin asıl manalarından biri de “terbiye eden” anlamıdır.
Burada zikredilen bu 3 manadan kolayca anlaşılmıştır ki; Rabb kelimesi Allah Teala için kullanılmaktadır. Ancak Arap dilinde isim tamlaması şeklinde (izafet terkibi olarak) insan için de kullanılmıştır. Mesela; “evin sahibi”, “devenin sahibi” gibi anlamlarda da kullanıldığı görülmektedir.
Kuran-ı Kerim’de ise “rabbim, rabbın, rabbimiz, rabbınız…” gibi iyelik (sahiplik) zamirlerine bitişik olarak da kullanılmıştır. Mesela; ilk nazil olan ayetlerde ; “Ey Muhammed, yaratan Rabbinin adıyla oku!…Kalemle öğreten Rabbin kerem sahibidir .” “Rabbimiz, eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme!…(Bakara /285)buyurulur.
Dini istılahta ise; Allah azze ve celle yaratandır, mülkün sahibidir, mülkünü idare edendir ve rızık verendir. Yani rububiyet tevhidi Allah Subhanehu ve Tealayı fiillerinde birlemektir. Ne mukarreb (yakınlaştırılmış) bir melek, ne bir rasul, ne de bir veli O’nun mülkünde tasarruf sahibi değildir. Allah’u Subhanhu Teala yüce kitabında şöyle buyurmaktadır:
قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍ
“(Müşriklere) Deki; “Allah tan gayrı iddia ettiklerinize dua edin bakayım Onlar göklerde de yerde de zerre ağırlığınca bir şeye sahip değildirler Onların bu ikisinde hiçbir ortağı da yoktur ve onun bunlardan hiçbir yardımcısı da yoktur.” (Sebe,22)
Şanı yüce Rabbimiz bir ve tek, eşsiz ve samed, benzersiz ve ortaksız ilah olduğunu hatta tek başına herhangi bir ortağı, onunla bu hususta çekişip karşı çıkacak kimsenin ortaya çıkması söz konusu olmamak üzere tek başına ve bağımsız olarak emir verdiğini beyan ediyor: ”Deki: Allah’tan gayrı idda ettiklerinize” ondan başka kendilerine ibadet edilen ilahlara” dua edin bakayım. Onlar göklerde de, yerde de zerre ağırlığınca bir şeye sahip değildirler.” Nitekim Allah Azze ve Celle bir başka yerde:
إِن تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ
”Onlardan gayrı çağırdıklarınız ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile malik değildirler.” (Fatır/13) buyurmaktadır.
“Onların bu ikisinde hiçbir ortaklığıda yoktur. Onlar ne bağımsız olarak, ne de ortak olarak hiçbir şeye sahip ve malik değildirler .” Ve onun bunlardan hiçbir yardımcısıda yoktur.” Yani Allah Azze Ve Celle işleri idare edip görmek için bu ortak koşulanlar arasında herhangi bir yardımcısı yoktur. Aksine bütün yaratılmışlar ona muhtaçtır, onun huzurunda kullarıdır. Katade; Allah Azze ve Celle: ”Onun bunlardan hiçbir yardımcısı yoktur” buyruğu hakkında herhangi bir şeyde ona yardım edecek bir yardımcısı yoktur diye açıklamıştır.
أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
“İyi bilin ki, yaratmak da emretmek de O’nundur. Allemlerin Rabbi Allah, ne yücedir.” (A’raf/54)
يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاء إِلَى الْأَرْضِ
“O,her şeyi gökten yere idare eder.” (Secde/5)
“Bilesiniz ki, yaratmakta emretmek de O’na mahsustur.” buyrulmuştur. Yani, Mülk yalnız O’nundur ve onda yegane tasarruf sahibi O’dur. “Alemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle ne yücedir!” Nitekim Allah Azze ve Celle Başka bir ayette şöyle buyurur: “Gökte burçları var eden, onların içinde bir çırağ (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah Azze ve Celle yüceler yücesidir. Yaratmak O’nun kevni ve kaderi hükümlerini, emretmekte de O’nun dini ve şerri hükümlerini içerir.
İNSANLAR TEVHİD FITRATI ÜZERİNE YARATILMIŞLARDIR
Rububiyet tevhidi insan oğlunun fıtratında (doğasında) yer almaktadır. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
“Rasulum Sen yüzünü, hanif olarak dine Allah’ın insanları üzerinde yaratmış olduğu fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur.” (Rum/30)
Buhari ve Müslim’den gelen rivayette; Ebu Hureyre radiyallahu anh’dan rivayete göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ”Her doğan çocuk ancak İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne babası onu Yahudileştirir veya Hıristiyanlaştırır veya Mecusileştirir. (Buhari ve Müslim) Bu hadisinde Nebi sallallahu aleyhi ve sellem müslümanlaştırır ifadesini kullanmamıştır. Çünkü İslam fıtrata uygun olandır.
Allah Azze ce Celle nin varlığını kabul etmek fıtri bir duygudur. Allah Azze ve Celle’nin varlığını fıtratı sapmış, bozulmuş olan kimse inkar eder. Nitekim dehriler, komünistler ve bunlar gibi olan diğer dinsizlerin durumu böyledir. Yahutta Firavun ve benzerlerinin durumunda olduğu gibi Allah Azze ve Celle’nin varlığını bildiği halde, bunu inkar etmekten büyüklenen kimseler inkar eder. İnkarcıların şüphelerini boşa çıkaran delillerin en kuvvetlilerinden biri Allah Azze ve Celle’nin şu buyruğudur.
أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ
أَمْ خَلَقُوا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بَل لَّا يُوقِنُونَ
“Acaba onlar her hangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır! Onlar bir türlü anlayıp inanmazlar. (Tur /35,36)
Onlar ya yaratıcı olmaksızın yaratılmışlardır ki, bu aklın kendiliğinden açıkça bileceği bir şekilde batıldır. Çünkü her mahlukun kendini yaratacak ve yoktan var edecek bir yaratıcıya ihtiyacı vardır. Yada kendi kendilerini yaratmışlardır: Bu da diğeri gibi batıldır. Çünkü var olmayan bir şey nasıl kudret sahibi olmakla nitelenebilir ve nasıl yaratabilir? Yaratma fiilini nasıl gerçekleştirebilir? Geriye bir yaratıcının onları yaratmasından başka bir seçenek kalmamaktadır. O da Allah’u Teala ‘dan başkası değildir.
Şöyle de denilebilir: Onlar, ya bu kainatın dışında bulunan ve kendilerini yaratan yüce bir yaratıcının yaratması ile yaratılmışlardır. Ki beklenen; bunu kabul etmeleridir. Ya da aksi halde bunu kabul etmemeleri durumunda insanın kendisini yaratıcı kabul etmek gerekir? Öyle ya; bu kainatın dışında bulunan ve kendilerini yaratan bir yüce yaratıcı yoksa! Yaratıcı o zaman bu kainatın içinde aranır? Bu kainatın içinde de, görünürde insandan daha akıllı ve zeki başka biri yoktur. Ancak herkes bilir ki insan da kendi kendisini yaratmış değildir. Öyleyse bu soru karşısında, aslında inkarcıların teslim olmaktan başka çıkar yolları yoktur.
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
“Andolsun onlara gökleri ve yeri kim yarattı?’’ diye sorsan, onlar elbette : “Allah” diyeceklerdir. ‘’Allah’a hamdolsun” de. Onların çoğu bilmezler.’’ (Lokman/25)
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزِيزُ الْعَلِيمُ
‘’Andolsun ki onlara : “Gökleri yeri kim yarattı?’’ diye sorsan, elbette: “Onları hüküm ve emrinde galib, her şeyi en iyi bilen yarattı’’ derler.’’ (Zuhruf/9)
Allah azze ve celle bu müşriklerin gökleri ve yeri tek başına ve ortaksız olarak yaratanın Allah olduğunu bildiklerini bununla beraber Allah‘a, Allah’ın yarattığını ve onun mülkü olduklarını bildikleri halde yine de ortaklar koşarak ona ibadet ettiklerini haber vermektedir. Bundan dolayı Allah azze ve celle: “Andolsun onlara: Göklerle yeri kim yarattı diye sorsan onlar elbette: Allah diyeceklerdir. Allah’a hamdolsun de‘’ buyurmaktadır. Çünkü onların itiraf etmeleri ile kendilerine karşı delil ortaya konulmuş olmaktadır.’’ Hayır, onların çoğu bilmezler.’’
قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ أَمَّن يَمْلِكُ السَّمْعَ والأَبْصَارَ وَمَن يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَن يُدَبِّرُ الأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللّهُ فَقُلْ أَفَلاَ تَتَّقُونَ
‘’De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim malik bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor. Diriden ölüyü kim çıkarıyor? [her türlü] işi kim idare ediyor? ‘’Allah ‘’ diyecekler. De ki: Öyle ise [ Allah’tan ] sakınmaz mısınız?’’ (Yunus/31)
Allah azze ve celle, müşriklerin Allah‘ın tek, (kainatın) Rabbi ve sahibi olduğunu itiraflarını, kendisinin yegane ilah olduğu hususunda, aleyhlerinde delil olarak şöyle buyuruyor: “De ki : Size gökten ve yerden kim rızık veriyor?” Yani, gökten yağmur indirip kudreti ve dilemesiyle yeri yaran ve ondan, ekinler, üzümler, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar’’ bitiren kimdir? Allah’tan başka bir ilah mı var! ‘’Diyecekler ki: Allah ‘tır. Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir?’’
Şu cümle de aynı şekilde söz konusu hususa delil olarak zikredilmiştir : ’’Ya da kulaklara ve gözlere kim malik bulunuyor?’’ Yani, size bu işitme ve görme gücünü kim veriyor. O dileseydi bunları yok eder ve elinizden alırdı. Nitekim Allah azze ve celle bir ayette şöyle buyurur: “De ki: Sizi yaratan size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!’’ Yine: “De ki: Ne dersiniz; eğer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder, kalplerinizi de mühürlerse bunları size Allah’tan başka hangi ilah geri verebilir!’ ’buyurur. “ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor?’’ Yani büyük kudreti ve kuşatıcı lütfuyla kim yapıyor? Bu ayet hakkındaki ihtilaf daha önce geçmişti ve ayetin genel olup onların hepsini içerdiğini söylemiştik.
‘’İşi kim idare ediyor?’’ Yani her şeyin hakimiyeti elinde olan, her şeyden kendisine sığınılan ancak, kendisine karşı kimseye sığınılmayan kimdir? Hükmünü bozacak hiç kimse yoktur. Başkaları yaptıklarından sorulurken yaptığından sorulmayan her şeyde yegane tasarruf sahibi ve tek hakim O’dur, Allah azze ve celle’dir. “Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir” Ulvi ve sufli tüm alemler ile onlarda bulunan melekler, insanlar ve cinler O’na muhtaçtır. O’nun kuludur, önünde boyunduruğu altındadır. Mekke müşrikleri rubibiyet tevhidini kabul etmelerine rağmen Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve selem onlarla savaşmış ve bu inançlarını yeterli görmemiştir. Eğer onlar bunu hakkıyla anlamış olsalardı, uluhiyyet tevhidini de kabul eder ve ibadeti sadece Allah’a yaparlardı. Çünkü onlar Allah’u Teala‘nın yaratan, rızıklandıran, dirilten ve öldüren olduğunu kabul etmişlerdi. Hal böyleyken nasıl olurda Allah’tan başkasına ibadet ederler ve ondan başkısını ilah edinirler?
Buradan tevhidin sadece bu türünü kabul etmenin bu inanca sahip olan kimsenin İslam’a girmesi için yeterli olmadığını öğrenmekteyiz.
Canı ve malı koruyacak şekilde İslam’a girmek ancak ‘’la ilahe illallah’’ı yerine getirmekle, yani sadece Allah’a ibadet etmekle olur.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem‘in “insanlar Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed‘in Allah’ın Rasulu olduğuna şehadet edene kadar onlarla savaşmakta emrolundum.’’ sözleri bu durumu göstermektedir.
Bununla, Nebi ve ümmetleri arasındaki ihtilafın uluhiyyet tevhidi hususunda baş gösterdiği açıklık kazanmaktadır. Uluhiyyet tevhidi ise ibadetlerin tüm çeşitleriyle, yalnızca Allah’a has kılınmasıdır.
وَإِذَا غَشِيَهُم مَّوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ
‘’Onları dağlar gibi bir dalga kapladığında dinlerini yalnız Allah’a halis kılanlar olarak ona dua ederler. Onları kurtarıp, karaya çıkınca onlardan kimileri orta yolu tutar. Ayetlerimizi ise çok gaddar ve çokça nankörlük edenden başkası bile bile inkar etmez‘’ (Lokman/32)
Sonra Allah azze ve celle: “Onları kurtarıp, karaya çıkınca onlardan kimileri orta yolu tutar’’ buyurmaktadır. Mücahid: Kafir olur diye açıklamıştır. O sanki burada ‘ muktasid: orta yolu tutan’’ lafzını inkar eden anlamı ile açıklanmıştır gibidir. Nitekim yüce Allah azze celle:
فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ
“ Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O’na ‘halis kılan gönülden bağlılar’ olarak, Allah’a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşarlar.’’ (Ankebut/65 )
buyurmaktadır. Şu anda çağımızda yaşayan Müslümanların durumları hiç iç açıcı değil. Ne tevhidi biliyorlar, ne ibadetin tanımını biliyorlar. Hem rububiyet tevhidinde, hem uluhiyet tevhidinde, hem de isim ve sıfat tevhidinde şirk koşuyorlar Mekke müşrikleri dara düşdüklerinde dini Allah’ a halis kılarak yanlızca Allah azze ve celle’den istiyor ona yalvarıyorlardı. Allah azze ve celle onları karaya çıkardığında onlar şirk koşuyorlardı yani sıkıntıdan kurtulduklarında. Şu andaki insanların çoğu dara düştüğünde medet ya gavs, medet ya Abdulkadir geylani, ya da medet ya Rasullullah diyorlar. Halbuki Allah azze ve celle den istenecek şeyleri insanlardan istemek şirktir. Ve o kişi ebedi cehenneme girer. Buhari’den gelen bir rivayette; Ebubekir radiyallahu anh a Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde hutbeye çıkıp “kim Muhammed’e ibadet ediyorsa Muhammed öldü. Kim Allah ‘a ibedet Allah diridir.’’ (Buhari) Allah Subhanehu Teala bizleri muhafaza etsin. Ayette rabbimizin haber verdiği gibi şu duruma düşeriz:
عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ
تَصْلَى نَارًا حَامِيَةً
“Amel işlemiş fakat boşuna yorulmuşlardır. Onlar kızgın ateşe gireceklerdir.’’ (Ğaşiye3-4)
قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا
“Deki: Amelleri bakımından en çok zarara uğrayanları size haber verelim.”(Kehf/103)
الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا
‘“Onlar o kimselerdir ki, dünya hayatında yaptıkları amelleri boşa gitmiştir. Üstelik kendilerinin muhakkak iyi iş yaptıklarını zannederler.” (Kehf-104)
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
A. Kadir GÖREN
TALABUL KAST ALLAH’IN ULUHİYETİNE İMAN
الحمدالله رب العالمين و الصلاةو السلام على اشرف الانبياء والمرسلين اما بعد
Hamd alemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam gönderilmiş bütün nebilere olsun.
Allah’u subhanehu ve Teala‘nın uluhiyetine iman uluhiyet tevhidini gerçekleştirmekle olur. Uluhiyet Tevhidinin Tanımı istilah da; Allah’ın kullarının fiilleriyle birlenmesi demektir. İbadetin istilah manası İlk dönem selefin görüşü:
1- Hudu:boyun eğmek, alçak gönüllülük. Kalbde devamlı olan Allah korkusu. Allahu Te’ala’ya itaat etmek.
2- İclal: Büyüklüğünü kabul edip saygıyla boyun eğme.
3- Zul: Alçalma, zillet.
4- Tazim: Büyük görme, saygılı davranma, yüceltmek.
5- Teelluh; ibadet etmek. Tazarru’ etmek, yalvarmak.
İbadet: Allah’ın emrettiği sevdiği ve hoşnut olduğu bütün sözleri, zahiri ve batini bütün amelleri buna aykırı ve ters hususlardan uzak kalmayı ifade eder. Bu, kulun yapacağı dua, korku, ümit, tevekkül sevgi, namaz, hacc, kurban, tevbe ve diğer ibadet türlerinin sadece Allah Subhanehu ve Te’ala‘ya yapılması ile olur.
Cinlerin ve insanların yaratılışının hikmeti, başkasına ibadet etmeksizin sadece Allah’a ibadet ederek O’nu birlemeleridir. Uluhiyet tevhidi dinin başı ve sonu, zahiri ve batınıdır. Pek bir önemi vardır. Çünkü, cinler ve insanlar onun için yaratılmışlardır. Muvahhidlerle müşrikler arasındaki belirleyici fark odur. Hem dünyada hem ahirette mükafat ve ceza buna bağlıdır. Rasuller uluhiyet tevhidi için gönderilmiş, kitaplar bunun için indirilmiştir. Zira uluhiyet tevhidi, Rasullerin gönderilişi, davetin sebebidir.
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
“Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariat/56)
Denildiğine göre bu buyruğun manası da şudur: Ben cin ve insanlardan bahtiyar kimseleri ancak Beni tevhid etsinler diye yarattım . Ali b. Ebi Talha da İbn Abbas radiyallahu anh’dan: “Ancak bana ibadet etsinler diye” buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: İsteyerek ya da istemeyerek bana ibadeti ikrar ve kabul etsinler. (Sahih.Eser)
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş olursunuz.” (Bakara/21)
Allah azze ve celle’ye ibadet edilmeye layık yegane ilahın tek İlah, hak mabud olduğuna gerekçe olarak kullarına ihsan ve iyiliğini zikretmektedir. Zira onları yok iken var etti, zahiri-batıni nimetlere boğdu. Yeryüzünü yaygın, üzerinde gezip dolaşılabilir yalçın dağlar sayesinde sabit ve sapasağlam kıldı.
Buharinin rivayetin de; Muaz b. Cebel radıyallahu anh hadisinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Allah azze ve celle’nin, kulları üzerindeki hakkını biliyormusun? Ona ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona eş koşmamalarıdır.”(Buhari,2856;)
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
“Andolsun ki Biz her ümmet arasında: Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının diye bir Rasul göndermişizdir. Allah içlerinden kimilerine hidayet verdi. Kiminin aleyhine olmak üzere sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezinin de yalanlayanların sonu nasıl oldu, görün.’’ (Nahl/36)
“Andolsun ki Biz her ümmet arasında Allah’a ibadet edin O’nu tevhid edin, tağuttan kaçının” yani tapınılan şeytan, kâhin, put gibi Allah’ın dışındaki her türlü ma’budu ve sapıklığa davet eden herkesi terkedin diye bir Rasul göndermişizdir. Allah içlerinden kimine hidayet verdi, kimine kendi dinine ve kendisine ibadete ulaşmak yolunu gösterdi.” kiminin aleyhine olmak üzere sapıklık hak oldu. Yani bu konudaki ilahi hüküm gereğince sapıklık hükmü hak oldu ve sonunda o kimse küfür üzere öldü. Allah subhanehu ise şöyle buyurmaktadır: “Allah içlerinden kimine hidayet verdi, kiminin aleyhine olmak üzere sapıklık hak oldu.”
“Şimdi yeryüzünde ibret almak üzere gezinin de, yalanlayanların sonu nasıl oldu yani onların sonunda nasıl yıkıldıklarını azab ve helake uğradıklarını görün.”
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ
“Senden önce hiçbir Rasul göndermedik ki ona benden başka ilah yoktur. Bu itibarla Bana ibadet edin diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya /25)
Senden önce gönderdiğimiz her bir Rasul’e mutlaka şunu vahyederdik. “Benden başka ilâh yoktur, o halde yalnız Bana ibadet edin.” Yani Biz, onların hepsine: La ilahe illallah: Allah’tan başka hiçbir hak ilah yoktur, dedik. Aklî deliller O’nun hiçbir ortağı bulunmadığına tanıklık etmekte, bütün Rasuller, gelen nakiller de O’nun varlığını bildirmektedir. Delil denilebilecek bir şey ise ya aklîdir, ya da naklîdir. Katade dedi ki: Ne kadar Nebi gönderilmişse mutlaka tevhidi getirmiştir. Şer’i hükümler ise Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da farklı farklıdır. Bütün bunlar ise ihlâs ve tevhid temeli üzerinde yükselirler.
وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا
“Rabbin şunları hükmetti: Kendisinden başkasına ibadet etmeyin. Anne ve babaya iyi davranın. Eğer onlardan biri veya ikisi yanında ihtiyarlığa ererse sakın onlara öf deme. Onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle.” (İsra /23)
Allah azze ve celle kendisine ortak koşmaksızın bir ve tek olarak zatına ibadeti emretmektedir. Çünkü burada “hükmetmek” emretmek anlamındadır. Mücahid: “Hükmetti, tavsiye etti.” demektir, demiştir.
وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا
“Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.” (Nisa/36)
Allah azze ve celle sadece hiçbir ortağı olmayan kendisine ibadet etmeyi emrediyor. Çünkü yaratan ve tüm anlarda ve hallerde kullarına rızık veren, lütuf ve ihsanlarda bulunan O’dur. Dolayısıyla kulların birlemelerini ve hiçbir mahlukunu kendisine ortak koşmamalarını hak eden O’dur.
Buhari ile Müslim, Sahihlerinde ibn Mes’ud radıyallahu anh’dan şöyle rivayet etmişlerdir: Ben, “Ya Rasulallah! En büyük günah hangisidir?” diye sordum, “Seni yarattığı halde Allah’a bir şeyi denk etmendir.” buyurdu. (Buhari, 4477;)
وَإِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ
(İsa dedi) “Muhakkak Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde yalnız ona ibadet edin, dosdoğru yol budur.” (Meryem/36)
“Muhakkak Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O halde yalnız ona ibadet edin, dosdoğru yol budur.” Yani İsa’nın kavmine henüz beşikte iken verdiği emirlerden birisi de o sırada onlara önce Allah’ın hem kendisinin Rabbi, hem onların Rabbi olduğunu haber vermesi, arkasından da onlara Allah’a ibadet etmelerini emredip: “O halde yalnız ona ibadet edin, dosdoğru yol budur” söylemiş olmasıdır. Yani benim size Allah’tan bu getirdiğim dosdoğru yoldur. Ona uyan doğruyu bulur, hidayete ulaşır. Ona uymayıp, muhalefet eden ise sapıtır ve kafir olur.
Allah azze ve celle kullarına kendisinin huzurunda zilletlerini arzetmelerini ve bunu yaparken de ihlâslı olmalarını emretmektedir. Âyet-i kerime, amellerin Allah’a, ihlâs ile yapılmaları, riya ve benzeri şeylerin şaibelerinden arındırılmaları gerektiği hususunda aslî bir dayanaktır.
Uluhiyyet tevhidi, Rasullerin ile ümmetleri arasındaki anlaşmazlığın vuku bulduğu tevhiddir.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kafirleri uluhiyet tevhidine davet ettiğinde onlar bunu inkar etti ve şöyle dediler:
أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ
“İlahları ,tek bir ilah mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak bir şeydir “ (Sa’d/5)
Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlarla savaşmış ve onların Allah azze ve celle‘nin Rububiyet (yaratan olduğunu, rızık veren olduğunu, Mülkün O’nun olduğunu, Mülkü idare edenin O olduğunu. Mekke müşrikleri bazı sorunları olmasına rağmen rububiyet tevhidini kabul ediyorlardı.) Sadece bu tevhide inanmak kişiyi Müslüman yapmaz. Bu tevhid ile birlikte uluhiyet tevhidine iman etmek gerekir. Mekke müşrikleride tevhidi rububiyeti kabul ediyorlardı. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem insanları uluhiyet tevhidine davet etmiştir. Ve onlarla savaşmıştır. Çünkü rububiyet tevhidi uluhiyet tevhidini kapsamaz. Ama uluhiyet tevhidi rububiyet ve isim sıfat tevhidini kapsar. Kişi uluhiyet tevhidine iman etmişse rububiyet tevhidine de ve isim sıfat tevhidine de iman eder. Allah’a hamd, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e salat ve selam olsun.
A.Kadir Gören
