Emrulevvel

"…فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ" İlk Emir الأ مر ألأول Emrul Evvel

الحمدالله رب العالمين و الصلاةو السلام على اشرف الانبياء والمرسلين اما بعد
Hamd alemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam gönderilmiş bütün nebilere olsun. Bundan sonra;
La İlahe İllallah’ın iki esası olduğu gibi La İlahe İllallah’ın şartlarıda vardır. İlim ehli bu şartlardan en mühim olanı sekiz şart olarak belirtmiştir. La İlahe İllallah’ın şartları sekiz ile sınırlı değildir. Misal olarak; Vela (Allah için dost edinmek) ve Bera (Allah için şirk ve küfür ehlinden uzak olmak). Allah için sevip, Allah için buğzetmekte La İlahe İllallah’ın şartlarındandır. La İlahe İllallah’ın şartları için Allah azze ve celle’nin kitabında, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde bu iki misal ve bunlar gibi sayamayacağımız nice misaller vardır.

Birincisi: İlim (Bilmek)

“Onun için bil ki: “Allah’tan başka hak ilah yoktur.” Hem kendi günahın, hem de mümin
erkeklerle mümin kadınlar için mağfiret dile. Allah dönüp dolaştığınız yeri de barındığınız
yeri de bilir.” (Muhammed /19 )

“Onun için bil ki: Allah’tan başka hak ilah yoktur” buyruğu hakkında el-Maverdî şöyle demektedir: Her ne kadar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah’u subhaneyi bilen birisi ise de bu buyruğa dair üç türlü açıklamada bulunulmuştur: 1- Allah’ın, sana Allah’tan başka hiçbir hak ilah olmadığını bildirdiğini bil. 2- İstidlal yoluyla bildiğin hususu artık katı bir haber olarak da bil. 3- Allah’tan başka hiçbir ilahın olmadığını zikret.
Böylelikle Allah Teala, zikri Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisi yapacağından ötürü, ilim diye ifade etmiş olmaktadır.
Süfyan b.Uyeyne rahimehullah’dan nakledildiğine göre ona ilmin faziletine dair soru sorulmuş, o da şöyle demiş: Sen Allah azze ve celle’nin önce ilmi söz konusu eden: “Onun için bil ki; Allah’tan başka hak ilah yoktur. Hem kendi günahın için… mağfiret dile” diye buyurduğunu ve ilimden sonra ameli emretmiş olduğunu duymadın mı?

İkincisi: Yakin
‘’Müminler ancak Allah’a ve Rasûlune iman eden ve sonra da şüpheye düşmeyen, sonra da malları ve canları ile Allah yolunda cihad eden kimselerdir. İşte onlar sadık olanların ta kendileridir.’’(Hucurat /15)
“Müminler ancak Allah’a ve Rasûlune iman eden ve sonra da şüpheye düşmeyen” yani tasdik edip şüpheye düşmeyen, cihad ve salih amellerle de bunları gerçekleştiren, tahkike ulaştıran kimselerdir. İşte onlar imanlarında sadık olanların ta kendileridir. Yoksa öldürülmek korkusu ve kazanç elde etmek ümidi ile müslüman olanlarınki değildir.”

Üçüncüsü: İhlas
“Uyanık olun, halis olan din yalnız Allah’ındır. Ondan başka veliler edinenler: “Biz bunlara ancak bizleri Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” (derler) Muhakkak Allah ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir. Şüphe yok ki Allah yalan söyleyen, kâfir olan hiçbir kimseye hidayet vermez.” (Zümer /3 )

“Muhakkak biz sana kitabı hak ile indirdik. O halde Dini Allah’a, yalnız O’na halis kılarak ibadet et.” Yani ortak koşmaksızın bir ve tek olarak Allah’a ibadet et, insanları da buna çağır. Onlara bir ve tek olarak yalnızca O’na ibdetin doğru olacağını, onun ortağının, benzerinin ve denginin de bulunmadığını onlara bildir. Bu sebeple Allah’u subhanehu “Uyanık olun, halis olan din yanlız Allah’ındır.” buyurmaktadır. Yani Allah, bir amel işleyenin amelini ancak, tek ve ortak koşmaksızın kendisi için ihlâsla yaptığı ameli kabul eder.
Katade Rabbimiz Tebareke ve Teala’nın: “Uyanık olun, halis olan din yalnız Allah’ındır.” buyruğunu, o Allah’tan başka hiçbir hak ilâh olmadığına şahadet etmektir, diye açıklamıştır.

Dördüncüsü: Sıdk (Doğruluk)
Elif. Lâm. Mîm.
“İnsanlar ‘iman ettik’ demeleri ile bırakılıverileceklerini ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun onlardan önce geçenleri Biz imtihan etmişizdir. Allah elbette doğru olanları da bilir, yalancı olanları da bilir.’’ (Ankebut / 1 -3)
“Ve imtihan edilmeyeceklerini” yani şu müşriklerin eziyetlerinden dolayı çokça sızlanan kimseler, “biz iman ettik” diyerek imanları dolayısıyla canlarında, mallarında, imanlarının hakikatlerini açıkça ortaya koyacak şekilde sınanmadan sadece “biz mü’miniz” demekle bırakılıverileceklerini ve bu kadarıyla yetinileceğini mi zannettiler?
“Andolsun onlardan önce geçenleri Biz imtihan etmişizdir.” Ateşe atılan İbrahim el-Halil gibi. Allah’ın dini uğrunda testerelerle biçilip de imanlarından geri dönmeyen o mü’min topluluk gibi geçmişleri sınamış bulunuyoruz.

Beşincisi: Muhabbet (Sevgi)
“İnsanlardan kimi de tutup Allah’a denk birtakım ortaklar ediniyorlar da, onları Allah’ı sever gibi seviyorlar. İman edenler ise Allah için sevgide daha kuvvetlidir. Bir bilselerdi o zulmedenler, azabı görecekleri vakit, gerçekten kuvvet bütünüyle Allah’ındır ve Allah gerçekten azabı çok şiddetli olandır.‘’ (Bakara / 165)

Yani ibadet, muhabbet, tazim ve taatte Allah’a başkasını nidd, yani denk ve benzer tutuyorlar. Artık delilin ortaya konulmasından ve tevhidin açıklanmasından sonra bu durumda olan bir kimsenin, Allah’a karşı inatlaşan, Allah’a karşı çıkan bir kimse olduğu yahutta Allah’ın âyetleri ve Allah’ın yarattıkları üzerinde tefekkür ve düşünmekten yüz çeviren bir kimse olduğu anlaşılır. Böylesinin bu yüz çevirmesinde, inatlaşmasında en küçük bir mazereti dahi yoktur, aksine böyleleri hakkında azab sözü hak olmuştur. Allah’la birlikte niddler edinen bu kimseler, onları yaratma, rızık verme ve varlıkların işlerini idare etme gibi hususlarda Allah’a eşit görüyor değillerdi. Sadece, nidd/denk edindiklerini ibadette Allah’a eşit kabul ediyor ve üstelik kendilerini Allah’a yakınlaştırsınlar diye bu varlıklara ibadet ediyorlardı.” İbn Kesir

Altıncısı: İnkıyad (Teslim olmak / Boyun eğmek)
‘’ Size azap gelmezden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım olunmaz.’’ (Zumer / 54)
“Size azap gelmezden önce” kalplerinizle “Rabbinize dönün ve O’na” azalarınızla da “teslim olun.” Allah’a dönüş (inâbe) yalnız başına zikredildiği taktirde azaların amelleri de onun kapsamına girer. Allah azze ve celle’nin: “Ve O’na teslim olun” buyruğunda İhlasın gereğine ve ihlâs olmaksızın zahirî ve batınî bütün amellerin hiçbir faydasının olmadığına delil vardır.
Sizin bu dönüşünüz de “size azab” geri çevrilemeyecek bir şekilde “gelmezden önce” olmalıdır. Çünkü aksi taktirde “sonra size yardım olunmaz.”
Inkiyad Allah azze ve celle’nin ve Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in
Emirlerine boyun eğip zillet ile Allah azze ve celle’ye ibadet etmektir. Allah azze ve celle’nin emirlerine boyun eğmeyen La İlahe İllallah’ın şartlarından birini reddedip İslam dinine de girmemiştir.

Yedinci: Kabul:
“Çünkü onlara: ”Allah’tan başka hak ilah yoktur” denildiğinde büyüklük taslarlar. (Saffat / 35)
“Ve derler ki: ”Biz ilahlarımızı deli bir şair dolayısı ile mi terk edeceğiz?” (Saffat / 36)
“Çünkü onlara: Allah’tan başka hak ilah yoktur, denildiğinde” ve bu sözü kabule davet edilip onun dışındaki varlıkları ilah edilmeyi terk etme emronulduğunda, bu söze karşı ve bu sözü tebliğ edene karşı” büyüklük taslarlar” ve tevhide karşı çıkarak “derler ki: “Biz kendilerimizin ve atalarımızın ibadet edegeldiği ilahlarımızı deli bir şair sözü dolayısı ile mi terk edeceğiz?” Bununla Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i kastediyorlardı. Lanet olasıcalar! Ondan yüz çevirmekle, onu sadece yalanlamakla yetinmediler. Sonunda onun hakkında en zalimce hükmü verdiler, onu şair bir deli diye nitelendirdiler. Halbuki onlar onun şiir söylemesini bilmediğini, şairleri tanımadığını, şairlerin vasıflarının onda bulunmadığını, Allah’ın yarattıklarının en akıllısı ve görüşleri en sağlam olanı olduğunu biliyorlardı.

Sekiz Tağutu Red:
“Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. Artık kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (Bakara / 256)
“Artık kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” Yani, her kim ortak koşulanlardan, putlardan ve şeytanın Allah dışında ibadet edilenlere ibadete çağırdığı her şeyden sıyrılıp Allah’ı birlemiş, sadece O’na ibadet etmiş, Allah’tan başka hiçbir İlah bulunmadığına şehadet etmişse, “kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır.” Yani, bu işte sebat etmiş, ideal, en üstün ve dosdoğru yola girmiştir. İmam Beğavi rahimehullah, İbn Faid el-Absi’den şöyle rivayet etmiştir: Ömer radıyallahu anh’a şöyle dedi: “Kur’an da geçen ‘Cibt’ sihir, ‘tağut’ ise şeytan demektir. Taberi ile İbn Ebi Hatim de böyle rivayet etmişlerdir. Ömer radıyallahu anh’ın tağutu şeytan ile tefsiri çok kuvvetlidir. Çünkü bu, putlara ibadet, onların hakemine ve hükmüne başvurma ve onlardan yardım isteme gibi cahiliyye halkının üzerinde bulunduğu her şerri kapsamaktadır. el-Cehveri derki: Tağut kahin ,şeytan ve sapıklıkta başı çeken her kimsedir. Allah’tan başka kendisine ibadet olunan eğer bunu red etmiyorsa bir tağuttur. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in sahih hadisinde putlara tağut adını vermesi bundandır.” İbn Kesir
“Kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır.” Yani, dine en kuvvetli vasıtayla tutunmuştur. Bu, hiç kopmayan kuvvetli kulpa benzetilmiştir. Çünkü bu, haddi zatında sağlam, kopmaz ve kuvvetli olduğu gibi bağlaması kuvvetlidir ve bu kulp Allah azze ve celle’nin kitabıdır. Bu yüzden Allah azze ve celle “kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” buyurmuştur. “Allah Azze ve Celle’ye hamd,Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem’e ,O’nun ailesine ve ashabına salat ve selam olsun.
A Kadir Gören

Paylaşmak için tıklayın

Bir yanıt yazın

error: Content is protected !!